İran’da yumuşak savaş anlatısı her şeyden önce İran devletinin çok farklı niteliklere sahip olgu ve unsurları güvenlikleştirmesine olanak sağlamaktadır.
İran’da ‘Yumuşak Savaş’ Anlatısı Nasıl Bir İşleve Sahip?
İran Devrim Rehberi Ali Hamenei, İran İslam Devrimi’nin 46. yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, ülkesinin askerî ve sert güce dayalı tehditlere karşı dirençliliğinin geliştiğini fakat “yumuşak savaşın” kritik bir tehdit olmaya devam ettiğini vurguladı. Uzun süredir Hamenei’nin konuşmalarına ve açıklamalarına yansıyan bu husus, ilk defa İran tarafından tam anlamıyla karşı koyamadığı bir tehdit olarak ortaya konulmuş oldu.
Hamenei, yumuşak savaş (ceng-i nerm) kavramını ilk defa 2006’daki bir konuşmasında gündeme getirdi. Sonraki yıllarda yaptığı konuşmalarda sözkonusu kavram daha sık yer alır oldu ve bir anlam derinliği kazandı. Dinamik bir nitelik kazanan bu anlatının kapsamı, koşullara bağlı olarak farklı olgu ve unsurların da dahil edilmesiyle genişledi. Nitekim gelinen noktada bu anlatı, bir takım alt bileşenlerden meydana gelen geniş bir yapı niteliği kazanmış oldu.
Sözkonusu bu yapı, şu 5 temel alt bileşenden oluşur: Psikolojik savaş (ceng-i revani), politik savaş (ceng-i siyasi), fikrî savaş (ceng-i fikri), kültürel savaş (ceng-i ferhengi) ve bilişsel savaş (ceng-i şenahti). Her biri kendi sınırları içinde etkiye sahip olan bu bileşenler, birbirleriyle etkileşim halinde bütünsel bir yapı meydana getirir. Bu anlatıya göre yumuşak savaş ‒ABD ve İsrail başta olmak üzere‒ düşmanları ve karşıtları tarafından İran’ın devlet yapısına ve halkına karşı uygulanan bir saldırı biçimidir.
Psikolojik savaş, hasım ülkelerin İran’ın devlet yapısını, devlet-toplum ilişkisini ve halkın direncini zayıflatmayı amaçlayan her türlü girişimi ifade eder. Politik savaş, İran’ın dış politika hamlelerini hedef alan ve karar alıcıları itibarsızlaştırmaya çalışan faaliyetler biçimidir. Fikrî savaş, akademik alanı da kapsayacak şekilde İran’da Devrim ilkeleri ve müesses nizamın tasavvurları ile çelişen fikrî-felsefi ve ideolojik akımların, elitleri ve toplumun tamamını etkileme çabasıdır. Bu bileşenlerden dördüncüsü olan kültürel savaş, İran halkına ve bilhassa gençlere empoze edilmeye çalışılan, devrimci değerlerle çelişen pratikler ve yaşam tarzıdır. Bilişsel savaş ise İran halkını algı oyunlarıyla yanlış yönlendirmeye, aldatmaya ve devlete güvenini ortadan kaldırmaya yönelik dezenformatif faaliyetlerdir.
İran’ın güvenlik ve savunma stratejisinin ilk sırasında yer aldığı görülen bu anlatının, belirli yönleriyle müesses nizam tarafından iç ve dış politikada, iç güvenlik ve savunma alanlarında araç olarak kullanıldığı görülmektedir.
Bu anlatı, her şeyden önce İran devletinin çok farklı niteliklere sahip olgu ve unsurları güvenlikleştirmesine olanak sağlamaktadır. Hal böyle olunca, kültürel faaliyetlerden akademik çalışmalara, siyasal muhalefetten toplumsal hareketlere kadar pek çok alan, yumuşak savaş faaliyeti olarak lanse edilebilmektedir. Aynı anlatı, sürekli bir savunma refleksinin topluma hâkim kılınmasına hizmet etmektedir.
Grafik: Hamenei’nin konuşma ve açıklamalarında yumuşak savaş vurgusunun yıllara göre dağılımı.

Yumuşak savaş anlatısı, İran’da toplumsal hareketler ve dış politika hamleleri bağlamında “komploculuk” diyebileceğimiz daha spesifik bir işleve de sahiptir. Meseleye bu açıdan bakıldığında toplumsal hareketler, itici gücünü iç dinamiklerden almak yerine dış dinamiklerin etkisiyle şekillenen “komplo” süreçleri olarak görülebilmektedir. Buna göre İran’da gerçekleşen toplumsal hareketler, özellikle gençlerin bilişsel, kültürel ve entelektüel savaş taktiklerine maruz kalmasıyla meydana gelen yıkıcı hamleler olarak nitelendirilmektedir.
Bu tarz bir yaklaşım, dış politika ve savunma alanındaki stratejilerin meşrulaştırılmasında ve stratejik kayıplardaki sorumlulukların örtülmesinde önemli rol oynamaktadır. Nitekim birçok örnekte görüldüğü üzere İran’ın stratejilerinin iç kamuoyunda ve bölgesel düzeyde yarattığı tepkilerin, yumuşak savaşın neden olduğu yanılgıların sonucu olduğu savunulabilmektedir. Örneğin, İran’ın 2013-2015 sürecinde, bu tarihe kadar ciddi bir karşıt duruşa sahip olduğu nükleer müzakerelere yöneliminin yarattığı çelişki, Suriye’de Esad rejiminin çöküşü ve İran’ın yaşadığı kayıplar ve 2022 Mehsa Emini protestoları süreci, İran dışından İran’yöneltilen tumuşak savaş faaliyetlerinin sonucu olarak sunulmuştur. İran’ın bölgesel stratejisinde yaşanan başarısızlıkların somut gerçekliği yansıtmadığı; yumuşak savaş faaliyetleriyle şekillendirilen ve yönlendirilen algıların bu yönde bir imaj yarattığı sıklıkla dillendirilmektedir.
Anlatıyı bu şekilde kurarak araçsallaştırmanın işlevsel yönleri olmakla birlikte, olumsuz sonuçlarının olduğu da görülmektedir. Ülke içinde etkili muhalefetin gelişmesinin, alternatif fikir ve yaklaşımların dillendirilmesinin ve dış politikaya ilişkin eleştirel yaklaşımların bu anlatıdan güç alarak kısıtlanması, İran açısından pek çok sorunun derinleşmesine neden olmaktadır. Bu da meşru siyasal alanın daralmasına, sosyo-politik hoşnutsuzluklardan kaynaklanan toplumsal hareketlerin tekrarlanmasına ve dış politikada yaşanan başarısızlıkların sürekli hale gelmesine yol açabilmektedir.