Reformcular, İran’ın İsrail’e misilleme yapmama karşılığında ABD’den ve genel olarak Batı’dan önemli diplomatik tavizler koparabileceğini savunuyorlar.
İsrail’e Misilleme Yapma Konusunda İran’da Görüş Birliği Var mı?
İran’ın, Nisan 2024’te Şam’daki büyükelçilik kompleksine saldırı düzenleyen İsrail’i doğrudan hedef alarak 14 Nisan’da Sadık Vaat adını verdiği ve füze ve İHA’ları kullandığı bir operasyonla misilleme yapması, İran-İsrail savaşının patlak vereceği endişelerini beraberinde getirmişti. Misillemenin İsrail’i gelecek adımlarını tasarlarken caydıracağını düşünen İranlı yetkililer, operasyondan sonra yaptıkları açıklamalarda ülkelerinin bundan sonra İsrail’den gelecek herhangi bir saldırıya doğrudan misilleme yaparak karşılık vereceği yeni bir döneme girdiklerinin altını çizmişlerdi. Ancak İsmail Heniyye suikastı, İran’ın caydırıcılık beklentisinin İsrail kanadında karşılık bulmadığını gösterdi. Bu nedenle bu defa İsrail’e daha net bir mesaj vermek isteyen Tahran’da, yapılacak misillemenin mahiyet ve kapsamı konusunda tartışmalar devam ederken iki temel yaklaşımın öne çıktığı görülüyor: İran’ın sert ve etkili bir misillemede bulunması ve “stratejik sabır politikasını” koruyarak karşılık vermemesi.
Müesses nizama yakın muhafazakâr cephe ve askeri elitler ağırlıklı olarak birinci yaklaşımı savunuyor. Heniyye suikastını İran’ın egemenliğinin açık ihlali ve uluslararası prestijine vurulmuş büyük bir darbe olarak göre bu kesim, misilleme yapmamanın hata olacağını düşünüyor. Rejime yakınlığıyla bilinen uluslararası ilişkiler uzmanı Sadullah Zarei, Heniyye suikastına mutlaka yanıt verilmesi gerektiğini savunanlar arasında bulunuyor. İsrail’in “direniş” liderlerine suikast yaparak operasyonel anlamda üstün olduğu algısını yerleştirmeye çalıştığını ve İsrail’e yanıt vermemenin bu algıyı güçlendireceğini savunan Zarei, olası bir savaş riskini konusunda şu ifadeleri kullandı: “Saldırganın (İsrail’in) cezalandırılması asla yeni bir savaşa yol açmaz; bilakis onu direniş cephesine karşı maliyetli eylemlerde bulunmaması konusunda uyarmış olur.”
İran’ın Ürdün, Lübnan ve Kuveyt büyükelçisi olarak görev yapmış eski bir diplomat olan Muhammed İranî de aynı görüşü paylaşıyor. Cemaran’a verdiği röportajda, olayın Heniyye’nin İran’ın misafiri bulunduğu Tahran’da gerçekleşmiş olmasına vurgu yapan İranî “yaşananların İran açısından bir onur meselesine dönüştüğünü” savunuyor. Heniyye suikastının İran’ın egemenliğinin açık ihlali olduğunun altını çizen ve bunu karşılıksız bırakmanın İran’ın derin bir zaaf içinde olduğu görüntüsü vereceğini söyleyen İranî, verilecek yanıtın çok iyi kurgulanmasını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Vereceğimiz karşılık, eğer caydırıcılığı yüzde yüz sağlayamasa da en azından bir süreliğine, egemenliğimizin ihlal edilmesine ve ülkemizin konuklarımız için güvensiz hale getirilmesine izin vermeyeceğimizin mesajını vermelidir.”
Reformcu siyasetçiler ve basın yayın organları ise İran’ın “stratejik sabrını” koruyarak ya tümden misilleme yapmama veya yapacaksa bölgesel savaşa yol açmayacak şekilde tasarlanmış bir yanıt verme yoluna gitmesi gerektiği görüşünü dillendirmektedir. Temel olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran’ı büyük bir savaşa çekmeye çalıştığı görüşünden hareket eden bu kesim, bunun Tahran’ın düşmemesi gereken bir tuzak olduğu görüşünde birleşiyor. Bu görüşü savunanların gerekçesi ise oldukça dikkat çekici. Buna göre, İsrail’in 1 Nisan’da İran’ın Şam’daki büyükelçilik kompleksine düzenlediği saldırı İran’ın egemenliğine yönelik açık ve meşru müdafaa hakkı doğuran bir eylemken Heniyye suikastını kimlerin düzenlediği bilinmediği gibi İsrail dahil herhangi bir ülke suçu üstlenmiş de değildir. Dolayısıyla bu bakış açısına göre İran’ın İsrail’i doğrudan hedef alması İsrail’e, karşı saldırı başlatma hakkı tanıyacak ve iki ülkenin savaşa girmesi işten bile olmayacaktır.
Uzun yıllar İran Dışişleri Bakanlığında çeşitli görevlerde bulunan eski bir diplomat olan Seyyid Hüseyin Museviyan da Tahran yönetimini ABD’nin de dahil olacağı olası büyük bir savaş riskine karşı uyaranlar arasında yer alıyor. İktidarda kalmak için bölgesel bir savaşa ihtiyaç duyduğunu savunduğu Netanyahu’nun, Heniyye suikastını İran’a karşı ABD’yi de yanına alarak bir savaş başlatmak için düzenlediğini iddia eden Museviyan’a göre “İran’ın Netanyahu’ya istediğini vermemesi” gerekiyor.
Aynı şekilde İran’ın eski Londra Büyükelçisi Muhsin Baharvend Tahran yönetimini “intikam duygusuyla” hareket etmemesi konusunda uyarıyor. Öncelikle olayın bütün boyutlarıyla aydınlatan güvenilir bir rapor ortaya konulmasının öneren Baharvend, Tahran’ın olası misillemesinin yöntem ve kapsamının söz konusu rapor doğrultusunda şekillenmesi gerektiğini ifade ediyor. Dahası reformcular, İran’ın İsrail’e misilleme yapmaması karşılığında ABD’den ve genel olarak Batı’dan önemli diplomatik tavizler koparabileceğin savunuyorlar. Bu kapsamda Gazze’de ateşkesin sağlanması, İsrail’e silah sevkiyatının azaltılması veya durdurulması, Batı’nın İran’a uyguladığı yaptırımların kaldırılmasına ilişkin müzakerelerin yeniden başlatılması ve ABD’nin İran’ın bazı kritik sektörlerine uyguladığı yaptırımların kaldırılması gibi taleplerin pazarlık masasına taşınabileceğini söyleyen reformcular, bu taleplerden herhangi birinin karşılanmasının “İran’ın ulusal çıkarları, ve uluslararası itibari açısından önemli bir kazanım olacağını” da bu grubun görüşleri arasında yer alıyor.
İran Misilleme Yapacak mı?
Heniyye suikastının ardından başta Devrim Rehberi Ali Hamenei gelmek üzere üst düzey İranlı siyasi ve askeri yetkililerin yaptığı “intikam” açıklamaları, Tahran’ın 14 Nisan’dakinden daha etkili bir misillemede bulunacağı beklentisi oluşturdu. Ancak aradan neredeyse bir ay geçmesine rağmen İran’ın herhangi bir eylemde bulunmamış olması bir yana son günlerde İran cephesinden gelen muğlak açıklamalar, Tahran’ın gerilimi rafa kaldırmanın yollarını aradığı izlenimi uyandırıyor. Özellikle Hamenei’nin 14 Ağustos’ta yaptığı açıklama bu yöndeki iddiaları güçlendirdi. Kohgiluye ve Buyer Ahmed ilinden gelen Şehitler Kongresi üyelerini kabulü esnasında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Hamenei, konuşmasının bir bölümünde şunları söyledi: “Düşmanın askeri alandaki psikolojik savaşının amacı korku yaratarak geri adım attırmaktır. Kur’an-ı Kerim’e göre askeri, siyasi veya ekonomik alanda taktiksel olmayan bir geri çekilme ilahi gazaba yol açacaktır.” Hamenei’nin bu ifadeleri, İran’ın misilleme hedefinden geri adım atmak için zemin hazırladığı şeklinde yorumlandı. Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sözcüsü Muhammed Ali Naini de 20 Ağustos’ta yaptığı açıklamada İran’ın yanıtının önceki operasyonlara benzemeyebileceğini söyleyerek “İran’ın yanıtı için bekleme süresinin uzun olacağını” ifade etti.
İran basını, Tahran yönetiminin Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması için yürütülen görüşmelere zarar vermemek için misillemeyi ertelediğini öne sürerken uluslararası medyada, son dönemlerde İran’a karşı artan askeri tehdit ve diplomatik baskıların Tahran’ı caydırdığı görüşünün hakim olduğu görülüyor. Nitekim son birkaç haftada ABD, İran veya Hizbullah’ın İsrail’e karşı olası saldırılarını engellemek amacıyla bölgeye savaş gemileri, nükleer denizaltılar ve savaş uçaklarından oluşan büyük bir askeri yığınak yaptı. Bununla eş zamanlı olarak İsrail de İran’a ve İran’a muzahir unsurlara gözdağı vermek amacıyla hava ve savunma tatbikatları yapmanın yanı sıra Hizbullah hedeflerine yönelik geniş çaplı hava saldırıları gerçekleştirdi. Diğer yandan ABD ile İran arasında arka kapı diplomasisi devam ederken Tahran’ın ABD’ye ve Avrupa devletlerine, Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması karşılığında misilleme yapmayı erteleme önerisinde bulunduğu iddia ediliyor.
Sonuç olarak, İranlı yetkililer İsrail’e misillemenin “kaçınılmaz” olduğunu hemen her fırsatta yineleseler de İranlı karar alıcılar arasında olası misillemenin ülkeyi büyük çaplı bir savaşa sürükleyeceğinden endişe edenlerin de olduğunu belirtmek gerekir. Diğer bir ifadeyle, İran’ın takip edeceği yol konusunda yöneticiler arasında fikir birliği bulunmuyor. Her ne kadar İran’ın süreci ağırdan alması büyük ölçüde Netanyahu’nun savaş arayışı ve ABD ve Avrupa’nın İsrail’e verdiği destekle bağlantılı olsa da misilleme konusundaki farklı görüşlerin de Tahran’ın tutumunu etkilediğini söylemek gerekir. Bu nedenle, Gazze’de ateşkesin sağlanması İran’a, sembolik bir misilleme yapmak veya hiç misillemede bulunmamak için aradığı ortamı hazırlayabilir. Ateşkes umutlarının tükenmesi ise İran’ın elini zayıflatacaktır.