Tetik mekanizmasının başlatılmasına karşı İran’ın kendisi için ciddi sonuçlar doğurmayacak etkili bir diplomatik veya askerî misilleme seçeneğinin kalmadığı giderek daha belirgin hâle gelmiştir.
UAEA ile İşbirliği İran İçin Son Çare mi?
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, 9 Eylül’de Mısır’ın başkenti Kahire’de yaptıkları görüşmenin ardından yeni bir işbirliği yöntemi üzerinde mutabakata vardıklarını duyurdu. Ancak bu “yeni işbirliği modaliteleri” hakkında kamuoyuna henüz ayrıntılı bir açıklama yapılmaması, konunun etrafında belirsizlik ve spekülasyon yaratmıştır.
Tarafların anlaşmanın içeriğine ilişkin yaptıkları açıklamaların birbirleriyle çelişmesi de dikkat çekicidir. Arakçi, basın toplantısında imzalanan anlaşmanın İran Meclisi’nin UAEA ile işbirliğini askıya alan yasasıyla uyumlu olduğunu vurgulayarak “Anlaşma, İran’ın endişelerini gideriyor ve sürekli işbirliği için bir çerçeve sağlıyor” ifadesini kullandı. Dışişleri Bakanı ayrıca, bu çerçevenin İran’ın devredilemez haklarını güvence altına alarak Ajans ile işbirliğinin sürdürülmesini amaçladığını belirtti. Bununla birlikte Arakçi, imzalanan anlaşmanın Ajans denetçilerine İran’ın nükleer tesislerine erişim izni vermediğini öne sürdü.
Grossi’nin 10 Eylül’de UAEA Genel Kurulu’nda yaptığı açıklama ise Arakçi’nin sözlerini sorgulayan nitelikte oldu. Grossi, imzalanan teknik dokümanın Kapsamlı Güvence Denetimi Anlaşmaları (Comprehensive Safeguard Agreements) çerçevesinde tesislerin denetim prosedürlerinin net biçimde anlaşılmasını sağladığını ifade ederek denetimin İran’daki tüm nükleer tesisleri kapsadığını ve İran’ın, saldırıya uğrayan tüm tesisler ile bu tesislerde bulunan nükleer maddelere dair rapor verme yükümlülüğünü kabul ettiğini belirtti.
Arakçi’nin açıklaması, İran kamuoyuna yönelik siyasi bir manevra olarak değerlendirilebilir. Nitekim son çatışmaların ardından Grossi’ye ve kuruluşa karşı derin bir kamu tepkisi oluşmuş; İran Millî Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, “Savaş bittiğinde Grossi’yle ilgileneceğiz” sözleriyle bu tepkiyi tehditkâr tonda en üst seviyeden dile getirmişti. Ayrıca İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2 Temmuz’da “İsrail ve ABD’nin saldırılarına yönelik UAEA’nın kayıtsız kalmasına” tepki olarak, İran Meclisi’nde kabul edilen ve hükümeti UAEA ile işbirliğini askıya almaya zorlayan yasayı imzalamıştı. Bu yasa, Millî Güvenlik Yüksek Konseyi onayı olmadan UAEA denetçilerinin ülkeye girişini yasaklamakta ve Ajans’a nükleer faaliyetlerle ilgili rapor sunulmasını engellemektedir.
Bu gergin atmosfer, Temmuz ve Ağustos aylarında İran ile Batılı ülkeler arasında tetik mekanizmasının uzatılmasına yönelik yürütülen müzakerelerin olumsuz sonuçlanmasına yol açmıştır. Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3, Temmuz ayı başında İran’a, UAEA’nın İran’ın nükleer tesislerine yeniden erişim sağlaması, zenginleştirilmiş uranyum stokuna dair endişelerin giderilmesi ve ABD ile doğrudan müzakerelere başlanması koşullarının yerine getirilmesi halinde tetik mekanizmasını altı ay erteleme önerisinde bulunmuştu.
İran ise ABD’nin güvenlik garantisi vermesi şartıyla Avrupa’nın öne sürdüğü koşulları kabul edebileceğini belirtmişse de tetik mekanizmasının devreye girmesi durumunda NPT’den çekilme de dâhil olmak üzere çeşitli misilleme adımlarını gündeme getireceğini açıklamıştır. Yapılan görüşmelerde taraflar arasında uzlaşıya varılamamış ve E3, 28 Ağustos’ta tetik mekanizmasını resmen devreye sokmuştur.
Tetik mekanizmasının başlatılmasına karşı İran’ın kendisi için ciddi sonuçlar doğurmayacak etkili bir diplomatik veya askerî misilleme seçeneğinin kalmadığı giderek daha belirgin hâle gelmiştir. Bu nedenle Tahran’ın E3 ve UAEA ile yoğun bir diplomasi trafiği başlattığı görülmektedir. Nitekim Dışişleri Bakanı Arakçi, 4 Eylül’de Katar’da Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile bir araya gelerek İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum (HEU) stokunu ve UAEA’nın nükleer tesislere yeniden erişimi konularını görüşmüştür. Benzer şekilde, 5-6 Eylül tarihlerinde İran ve UAEA heyetleri Viyana’da teknik görüşmeler gerçekleştirmiştir.
9 Eylül itibarıyla, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesine üç haftadan az bir süre kalmışken İran’ın E3’ün ortaya koyduğu üç koşuldan ikisini yerine getirdiği görülmektedir. Bu durum, İran’a diplomatik manevra alanı kazandırmış ve yaptırımların altı ay süreyle ertelenebileceği ihtimalini gündeme getirmiştir. Ayrıca, ABD ile müzakerelere ilişkin olumlu sinyaller de dikkat çekmiştir. İngiltere merkezli Amwaj Haber Ajansı, 8 Eylül’de Umman’ın İran ve ABD arasında “yenilenmiş bir diyalog” konusunda yeniden temas kurulduğunu bildirmiş ve aynı gün Arakçi’nin Umman Dışişleri Bakanı ile telefon görüşmesi yaptığı açıklanmıştır.
Sonuç olarak, İran’daki karar alıcıların 28 Ağustos öncesinde reddettikleri bazı konularda, akut tehdit olan ekonomik yaptırımlar ve muhtemel yeni askerî operasyonlardan kaçınmak amacıyla taviz vermek durumunda kaldıkları anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, İran’ın UAEA ile “yeni işbirliği modaliteleri”ne yönelmesi, NPT’den çekilme tehdidini dillendirmesine rağmen, şimdilik son çaresi olarak okunmalıdır. Zira NPT’den çıkış, BMGK yaptırımlarının tekrar uygulanması, bölgesel ve hatta uluslararası izolasyon, Asya’daki destek hatlarının iyice daralması ve askerî operasyon gibi ağır sonuçlar doğuracaktır. Ancak bu son işbirliği adımı yapısal bir çözüm sunmamakta; daha çok zaman kazandıran, ekonomik ve askerî baskıyı soğutmayı hedefleyen taktiksel bir ara formül niteliği taşımaktadır.
Nitekim Tahran’ın Temmuz-Ağustos’ta E3’ün şartlarını reddedip tetik mekanizması işletildikten ve BMGK yaptırımlarının yeniden devreye girmesine günler kalmışken işbirliğini hızlandırması, öncelikle snapbacki geciktirmeye dönük bir risk yönetimi hamlesine işaret etmektedir. Arakçi’nin iç kamuoyuna yönelik benimsediği “yanıltıcı” açıklamalarına karşın Grossi’nin denetim kapsamına dair vurguları sahadaki gerçek uygulamanın NPT’de çizilen teknik çerçeveye daha yakın seyredebileceğini göstermektedir. Eğer altı aylık bir uzatma alınırsa, İran’ın UAEA ile gerçek işbirliğinin boyutları –denetim erişiminin sürekliliği, beyanların doğrulanabilirliği ve HEU stokuna ilişkin somut adımlar– çok daha netleşecek; kalıcı bir diplomasinin zemini ancak bu pratik sınamada test edilebilecektir.