İran’ın Suriye’ye sunabileceği maddi ve stratejik imkânların sınırlılığı göz önüne alındığında, Şam’daki yeni yönetimin ülke iç güvenliğini ve devlet bütünlüğünü tam olarak tesis etmeden Tahran’la ilişkilerini derinleştirme arzusunu taşımayacağı açıktır.
Irak seçimleri, İran’ın bölgesel stratejisini doğrudan etkileyecek kritik bir eşik niteliğindedir.
Mevcut göstergeler, İran’ın NPT’den çekilmenin ağır maliyetlerini karşılayacak bütüncül bir hazırlık sergilemediğini düşündürmektedir. Bu nedenle İran’ın gerçekten NPT’den çekilmesi ihtimali, mevcut koşullarda sanıldığı kadar güçlü görünmemektedir.
Ali Laricani’nin geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiği Irak ve Lübnan ziyaretleri yalnızca güncel bölgesel gelişmelerin yansıması değil aynı zamanda İran dış politikasında sessiz fakat derin bir stratejik değişimin göstergesi olarak okunmalıdır.
Tahran, Zengezur Koridoru’nu İran’ı jeoekonomik olarak by-pass etme, NATO/ABD varlığını kuzey sınırlarına yaklaştırma ve İsrail’in istihbarat ile lojistik erişim kapasitesini genişletme potansiyeline sahip bir jeopolitik kaldıraç olarak değerlendirmektedi
İsrail, hava kuvvetlerinin teknolojik üstünlüğü, hassas güdümlü mühimmat envanteri ve gelişmiş istihbarat/izleme sistemleri sayesinde İran’ın nükleer ve füze altyapısına büyük zarar verirken; İran ise kitlesel dron ve füze saldırılarıyla doğrudan misillem
Etiyopya ile imzalanan bu mutabakat zaptıyla İran, Afrika kıtasında uzun süredir izlediği dolaylı etki politikasını geride bırakarak doğrudan, resmî ve kurumsal bir iş birliği modeline geçiş yapmıştır.
Tahran yönetimi hem Pakistan hem de Hindistan ile olan ilişkilerini zedelemeden dengeyi sürdürme stratejisini benimsemektedir. Özellikle ekonomik açıdan izole olduğu bir dönemde, bu iki ülkeyle olan bağlarını koruma çabası, İran dış politikasının temel ön