İran toplumu bugün ne devrimci bir kopuşa ne de istikrarlı bir normalleşmeye girmiş durumdadır. Mevcut tablo, baskı yoluyla ertelenmiş ancak çözülememiş bir kriz hâlini yansıtmaktadır.
Donald Trump’ın Venezuela’daki liderlik tasfiyesinden devşirdiği stratejik özgüven, onu Tahran için de benzer ölçüde maksimalist hedeflere yöneltmiş görünmektedir. Böyle bir girişim, yalnızca pahalı bir hata değil, aynı zamanda tarihsel bağlamı göz ardı e
Yapısal kapasite yetersizliği ve stratejik seçeneklerin darlığı nedeniyle İran’ın caydırıcılık krizi devam edecektir ve kısa vadede köklü bir doktrin değişimi gerçekleşme olasılığı düşük görünmektedir.
İran silahlı muhalefeti için sokak gösterileri fırsat olduğu kadar risk de içermekte, bu ikili durum örgütlerin sahada sınırlı kalmasına ve söylem düzeyinde farklılaşan tavırlar sergilemesine yol açmaktadır.
İran’ın 2026’ya krizlerin bittiği bir eşikte değil, büyük krizleri aynı anda yönetmek zorunda kaldığı dar bir koridorda girdiğini söylemek mümkün.
8 Aralık, İran’ın bölgesel rolünün “merkezi güç”ten “sınırlandırılmış aktöre” doğru evrildiği daha uzun soluklu bir dönüşümün ara durağı olarak okunmalı. Bu dönüşümün nihai şeklini ise yalnızca Tahran’daki tercihler değil, Ankara’dan Riyad’a, Washington’d
Haziran ayındaki çatışma, İran nükleer dosyasındaki biriken gerilimin bir kısmını geçici olarak boşaltmış olabilir, ancak bu gerilimi üreten yapısal fay hatları ortadan kalkmış değil. Aksine, denetim boşlukları ve bilgi karartması, sistemdeki baskının yen
Irak seçimleri, İran’ın bölgesel stratejisini doğrudan etkileyecek kritik bir eşik niteliğindedir.
7 Ekim sonrası sürecin İran’da değiştirdiği en önemli dinamiklerden biri, muğlaklık politikasını işlemez hale getirerek İran’ı net bir politika belirlemeye zorlamış olmasıdır.
Tetik mekanizmasının işletilmesi, ABD’ye büyük ölçekli bir politika değişikliğine gitmeden İran’ı diplomatik ve ekonomik anlamda köşeye sıkıştırma fırsatı vermekle kalmayıp Trump yönetiminin hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma karşı güçlü bir gör