İran Suriye’ye Yönelik Yaptırımların Kaldırılmasına Nasıl Bakıyor?

İran Suriye’ye Yönelik Yaptırımların Kaldırılmasına Nasıl Bakıyor?
Görsel @freepik
İranlı yetkililerin ülkelerinin ekonomik baskılardan etkilenmediği izlenimini vermeye çalışması, siyasi ve diplomatik bir tutum olarak anlaşılabilir olsa da İran ekonomisinin yaptırımların baskısı altında ezildiği gerçeğini değiştirmiyor.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

ABD Başkanı Donald Trump’ın mayıs ayı ortasında Körfez ülkelerine yaptığı ziyaret sırasında, 14 Mayıs’ta Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile gerçekleştirdiği görüşme kritik bir gelişmeydi. Trump’ın bu görüşmeden bir gün önce yatırım forumunda yaptığı konuşmada Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırma kararı aldığını açıklaması, görüşmenin önemini daha da artırdı.

Kararın büyük memnuniyetle karşılandığı Suriye’de halk kutlama yapmak için sokaklara döküldü. Cumhurbaşkanı Şara, yaptığı açıklamada artık yurtdışındaki Suriyelilerden ve Suriye’yi destekleyen ülkelerden yatırım beklediklerini, böylece ekonomi çarklarının döneceğini söyledi. Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani de sosyal medya paylaşımında bu kararı “Suriye’nin yeniden imarı yolunda bir başlangıç” olarak niteledi. Ekonomi ve Sanayi Bakanı Muhammed Nidal Şaar ise El Arabiya televizyonunda katıldığı bir programda gözyaşlarına hakim olamayarak bu kararla Suriye’nin “yeni bir aşamaya geçtiğini” söyledi.

Birçok boyutu olan bu karara ilişkin dört noktanın altı çizilebilir. Trump, mevzubahis konuşmasında yaptırımların kaldırılmasını, ABD ile Suriye arasında normal ilişkilerin kurulmasına yönelik ilk adım olarak değerlendirdi. Bu açıklama, iki ülke arasında yaptırımların ötesinde yeni gelişmelerin yaşanabileceğine işaret ediyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’ın 23 Mayıs’ta ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olarak atanması ilişkileri daha etkin şekilde geliştirme iradesinin yansıması olarak görülebilir. Barrack’ın göreve başladıktan bir gün sonra 24 Mayıs’ta İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Suriye Cumhurbaşkanı Şara tarafından kabul edilmesi ve görüşmenin yaptırımları kaldırma kararının hayata geçirilmesi amacıyla gerçekleştiğini söylemesi önemliydi.

İkinci olarak, geçmiş yıllarda yalnızca ABD değil Avrupa ülkeleri de Suriye’ye çeşitli yaptırımlar uygulamıştı. Dolayısıyla Suriye yaptırımları Şam üzerinde ABD politikalarıyla sınırlı olmayan büyük bir baskı oluşturuyordu. Avrupa Birliği, bu kapsamda 24 Şubat 2025’te –büyük ölçüde Ocak 2012’de yürürlüğe giren– yaptırımları kaldırdığını duyurmuş, benzer bir adım 24 Nisan’da Birleşik Krallık’tan da gelmişti.

Yaptırım rejiminin yıllar içinde şekillenen karmaşık yapısı, dikkat çekilmesi gereken üçüncü noktadır. Yaptırımların hedef ülkeye zarar verdiği açık olsa da uygulayan ülkelere de ciddi bürokratik, hukuki ve mali yükler getirdiği bilinmektedir. Farklı devlet kurumlarının uyguladığı çeşitli yaptırımların eşgüdümlü şekilde yürütülmesi her halükârda zor olmaktadır. Dolayısıyla yaptırımları kaldırmanın, uygulayıcı ülkeyi büyük bir bürokratik yükten kurtardığının da altı çizilmelidir.

Son olarak, sürecin iki devlet dışındaki aktörlerle -özellikle bölge devletleriyle- olan bağlantısı da önemli bir diğer konudur. ABD Başkanı, söz konusu açıklamasında bu kararı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşerek aldığını belirtti. Karara ilişkin bölgedeki Arap devletlerinin tepkisi de olumlu oldu. Bu, bölge devletleriyle iyi ilişkiler geliştirmenin, yaptırımları kaldırmaya dönük diplomatik çabalara önemli katkılar sağladığını gösteriyor.

Diğer yandan Suriye’ye yönelik yaptırımlarının kaldırılması hem ABD ile kendisine yönelik yaptırımların kaldırılması konusunda müzakere yürüten hem de yeni Suriye hükümetine karşıt tutumunu henüz değiştirmemiş olan İran’da da geniş yankı uyandırdı.

İran kararı nasıl karşıladı?

İran’da resmî makamlar karara ilişkin açıklama yapmazken medyanın konuya yakın ilgi gösterdiği ve yapılan değerlendirmelerin çoğunlukla negatif olduğu görüldü. Trump’ın yaptırımları kaldırma karşılığında “Colani”ye –İran, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’ya bu isimle hitap etmeyi sürdürmektedir– ABD ile “işbirliği” yapma şartı koştuğu yazıldı ve İsrail’in güvenliğinin anlaşmanın “başlangıç noktası” olduğu savunuldu. Bazı değerlendirmelerde Şara’nın Suriye petrolünü yağmalama konusunda Trump ile “gizli ortaklık” yaptığının yazıldığı da görüldü.

Karara ilişkin en provokatif tutum ise ülkenin resmî haber ajansı İRNA’dan geldi. Ajansın Micheal Rubin’in American Enterprise Enstitüsü’nde yayımlanan “Suriye’ye Yönelik Yaptırımların Kaldırılması El Kaide’nin Gerçekleşen Rüyasıdır” başlıklı yazısını “kullanma” şekli oldukça dikkat çekiciydi. Şara’nın meşruiyetinin bulunmadığının ve Suriye’nin ancak yüzde 30-40’ına hakim olduğunun iddia edildiği yazıda, sürecin El Kaide terörünü artıracağı savunuluyor.

Resmî haber ajansının bu provokatif iddiaları tekrar etmesi kadar, Rubin’in yazısındaki bazı önemli değerlendirmelere yer vermemesi de dikkat çekiciydi. Örneğin haberde, yaptırımların kaldırılmasının İsrail’in güvenliğini tehlikeye atabileceği yönündeki ifadeye yer verilmedi. Aynı şekilde, Trump’ın birkaç ay öncesine kadar başına ödül konulmuş olan Şara ile görüşerek yaptırımları kaldırmasının, İran ve Yemen’deki Husilere “terörü artırmaları” ve muhalefete baskıyı yükseltmeleri yönünde sinyal verdiği yönündeki yorum da haberde yer almadı.

İran’ın ihtiyacı olan ne?

Bu tarafgir yaklaşımlar bir yana bırakıldığında, ABD ile müzakereleri öncelikli olarak yaptırımları kaldırmak için yürüten ve bu konuda oldukça kararlı davranan İran, yaptırımların baskısından kurtulmaya ihtiyaç duyuyor. Nitekim Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırılması kararı, İran’da bu konuda daha gerçekçi tartışmaların başlamasına da yol açtı. İran’da para piyasasındaki sert düşüş ve enflasyondaki artış da bu tartışmaların temel nedenleri arasında bulunuyor.

Bu çerçevede son günlerde İran’da dikkat çekici bazı gelişmeler yaşandı. Bunlardan ilki, İran Meclisi’ne bağlı araştırma merkezinin ekonomi birimi tarafından 18 Mayıs’ta yayımlanan “İhracat Sektörü Göstergeleriyle İran’ın Dış Ticaretinin İncelenmesi” başlıklı kapsamlı rapordu.

İran’ın ihracat karnesindeki sorunları ele alan rapor, yalnızca petrolün değil, hurma, halı, safran ve fıstık gibi geleneksel stratejik ürünlerin bile dış pazarlardaki etkisini yitirmeye başladığını ortaya koyuyor. Dahası raporda, İran’ın küresel ticaretteki payının düştüğü ve geleneksel pazarlarda da konum kaybı yaşandığı vurgulanarak şu dikkat çekici tespiti yapılıyor: “İran’ın ihracat ortağı olan ülke sayısı azalırken İran’ın ihraç malları ya pazarını kaybetmiş ya da yeni pazarlara girememiştir.” İran’la ticari ilişkileri bağlamında incelenen 18 ülkeden 14’ünün oldukça kısa bir sürede İran ürünlerine olan bağımlılığının endişe verici ölçüde azaldığı da raporun önemli bulguları arasında yer alıyor.

Araştırmaya göre bu durumun en temel nedenlerinden olan yaptırımlar, İran’ı üç yönden olumsuz etkilemektedir. İlk olarak İran, yaptırımların söz konusu olduğu durumlarda, ekonomik açıdan en uygun ortaklara değil, ticaret yapılması mümkün olan ülkelere yönelmek durumunda kalmıştır. İkinci olarak İran, büyük emeklerle oluşturduğu geleneksel pazarlarının çoğunu yaptırımlar nedeniyle kaybetmiştir. Yaptırımların kaldırılmasının ardından bu pazarlara geri dönmek de maliyetli olacak ve zaman alacaktır. Son olarak yaptırımlar, ticari politikaları stratejik ve uzun vadeli olmaktan çıkarıp reaktif ve kısa vadeli hale getirmiştir. İhracat ve ithalat mevzuatında sık sık yapılan değişiklikler bunun en belirgin örneği olarak gösterilmiştir.

Bir diğer dikkat çekici gelişme ise İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin 21 Mayıs Çarşamba günü Şiraz’da düzenlenen bir konferansta yaptığı açıklamalardı. Arakçi, İran’ın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan birinin yaptırımlar olduğunu belirterek, Dışişleri Bakanlığı olarak bu yaptırımları kaldırmak için çaba gösterdiklerini söyledi ve şu ifadeleri kullandı:

“Yaptırımları etkisiz hale getirmede ne kadar başarılı olursak, yaptırım uygulayanlar o kadar ümidini yitirecek ve bu bize müzakerelerde yardımcı olacak. Eğer yaptırımların bizi dize getireceğinden emin olsalardı, müzakereye girmezlerdi. İran halkının direnişi ve iş adamlarımız ile tüccarlarımızın yetenekleri, yaptırımların felç edici bir etki yaratmasını engelledi.”

Bu açıklamaların, son günlerde İran’a karşı el yükselten Trump yönetimine verilmiş bir yanıt olmaktan öteye geçmediği açıktır. Öte yandan yaptırımların İran ekonomisi üzerinde “felç edici” etkilerinin olduğu da ortadadır. Bu nedenle İran, özellikle kritik alanlardaki yaptırımların bir an önce kaldırılmasını sağlamak zorundadır. ABD ile Suriye yönetimi arasında yürütülen diplomasi bunun mümkün olduğunu göstermiştir. Suriye yaptırımlarının kaldırılmasının İran açısından en önemli anlamı da budur.

Önümüzdeki günlerde Suriye örneği, hem yaptırımların teknik olarak kaldırılma süreci hem de bu kararın ekonomik etkileri açısından İran’da tartışılmaya devam edecektir. İranlı yetkililerin ülkelerinin ekonomik baskılardan etkilenmediği izlenimini vermeye çalışması, siyasi ve diplomatik bir tutum olarak anlaşılabilir olsa da İran ekonomisinin yaptırımların baskısı altında ezildiği gerçeğini değiştirmiyor.