İran’dan Mülteci Tehdidi

Rahimullah Farzam Araştırmacı, Dış Politika

İranlı yetkililerin verdikleri rakamların doğru olup olmaması bir yana söz konusu yetkilerce mültecilerin nükleer anlaşma çerçevesinde bir pazarlık veya tehdit unsuru olarak öne sürülmesi ne etik ne de gerçekçidir.

ABD’nin İran’a yönelik baskılarını artırmasına karşılık Tahran’dan yeni hamleler gelmeye devam ediyor. İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin 60 günlük ültimatomundan sonra Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi’den de mülteci tehdidi geldi. İran Devlet Televizyonuna konuşan Arakçi ülkesinin 3 milyon Afgan mülteciye ev sahipliği yaptığını, bunların 2 milyonun fiilen iş sahibi olduğunu ve bunun da yıllık olarak 3-5 milyar avronun İran’ı terk etmesine sebep olduğunu ileri sürdü. Arakçi, akabinde İran’da yaşayan Afgan mültecilerin eğitim, barınma ve sağlık giderleriyle ilgili birtakım veriler paylaşarak mültecilerin ülkesine yıllık maliyetinin 8 milyar dolar olduğunu iddia etti. Ekonomik yaptırımlar sonucu ülkesinin petrol ihracatının sıfıra inmesi durumunda mültecilerden İran’ı terk etmelerini istemek zorunda kalacaklarını belirten Arakçi, mülteci konusunu bir pazarlık unsuru olarak öne sürmektedir. Arakçi’nin bu açıklamaları gerek Afganistan hükûmeti nezdinde gerekse sosyal medyada büyük tepki topladı. Gelen yoğun tepkiler üzerine Arakçi “Afgan göçmenlere yeni seçenekler sunmaya hazırlanıyoruz.” şeklinde bir açıklamayla geri adım atmak zorunda kaldı. Ne var ki İranlı siyasetçiler tarafından mülteci meselesinin bir dış politika aracı olarak kullanılması Arakçi ile sınırlı kalmadı. 8 Mayıs’ta da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ülkesinin mülteci politikasının Avrupa’ya “mülteci akını” yaşanmasının önüne geçtiğini ifade ettikten sonra “nükleer anlaşma çerçevesinde İran’ın çıkarları korunmazsa Avrupa’nın güvenliğini yakından ilgilendiren uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele, güvenlik meseleleri ve mülteci kabulü gibi hususlarda İran’ın mevcut politikalarını sürdüremeyeceğine” işaret ederek AB’ye gözdağı verdi. Mülteci konusu sürekli İranlı devlet adamları tarafından gerek dış politikada gerekse iç politikada sıkıştıklarında başvurdukları bir konudur. İranlı yetkililer çeşitli platformlarda yaptığı açıklamalarda ülkelerindeki Afgan mültecilerin İran’a maliyetinin yüksek olduğunu, bunun da sorumlusunun Batı olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca yüksek işsizlik ve ekonomik daralma gibi iç politikaya ilişkin sorunlar da gündeme gelince İranlı yetkililer yine sorunların kaynağı olarak Afgan mültecileri göstermekten çekinmemektedir.

Arakçi’nin İddiaları Ne Kadar Gerçeği Yansıtıyor?

İranlı yetkililerin verdiği rakamlara göre 1 milyonu kayıtlı 2 milyonu kayıtsız olmak üzere ülkede toplam 3 milyon Afgan mülteci yaşamaktadır. Son aylarda İran ulusal para biriminin dolar karşısında rekor seviyede değer kaybetmesiyle durumu kötüleşen Afgan mülteciler hızla ülkeyi terk etmeye başlamıştır. Aralık 2018’de Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan rapora göre aynı yılın Ocak-Aralık ayları arasında 721 binden fazla Afgan mülteci İran’ı terk etmiştir. Dolayısıyla Arakçi tarafından ortaya atılan 3 milyon mülteci ve bunlardan 2 milyonunun da fiilen İran’da iş sahibi olduğu yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Aynı şekilde Arakçi’nin söz konusu mülteciler aracılığıyla yıllık 3-5 milyar avronun İran’ı terk ettiği yönündeki iddiaları da doğruyu göstermemektedir. Zira İran’daki Afgan mültecilerin ekseriyeti aileleriyle birlikte orada bulunmaktadır. Ailesi Afganistan’da olanların büyük çoğunluğu Amerikan yaptırımları sonrası İran ekonomisinin kötüleşmesi nedeniyle ülkeyi terk etmiştir. Buna ek olarak 2 milyon mültecinin fiilen İran’da iş sahibi olduğunu gösteren herhangi bir istatistiksel veri olmamakla birlikte mülteciler aracılığıyla ülkeden çıktığı iddia edilen 5 milyar avro her mültecinin İran’da aylık 3,6 milyon tuman (240 dolar) tasarruf ettiği anlamına gelmektedir ki bu miktar asgari ücretin üç katıdır. Gerek İran’daki mevcut ekonomik durum gerekse göçmenlerin inşaat, tarım, çöp toplama vs. gibi İranlıların çalışmayı tercih etmedikleri düşük ücretli işlerde çalıştırıldığı düşünüldüğünde bu iddiaların ne kadar temelsiz olduğu kolayca anlaşılmaktadır. Son olarak göçmenlerin eğitim, barınma, sağlık giderleri için İran’ın yıllık 8 milyar dolar harcadığı iddiası da doğru değildir. Zira maliyete gerekçe olarak gösterilen göçmenlere sağlandığı iddia edilen herhangi bir ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti söz konusu olmadığı gibi İran üniversitelerinde öğrenim gören mülteci öğrenciler yabancı öğrenci statüsüyle belli bir ücret karşılığında eğitim alabilmektedir.

Göçmenlerin Sorunları

1979’da Sovyetlerin Afganistan’ı işgal etmesiyle başlayan iç savaş sonrası din ve kültürel yakınlık dolayısıyla İran’a sığınan Afganistanlı göçmenler yaklaşık 40 yıldır sistematik baskı ve ayrımcılık gibi sorunlarla boğuşmaktadır. İran’da bir mülteci yasası olmaması sebebiyle göçmenler pek çok temel haklardan yoksun olarak yaşamaktadır. Yıllardır bu ülkede yaşıyor olmalarına rağmen vatandaş olmamaları bir yana çoğunluğu oturma izni bile alamamaktadır. Bunun yanı sıra Afganistanlı mültecilerin fizikî tacize uğraması, sağlıksız ve insanlık dışı koşullarda alıkonması, zorla çalıştırılması ve aile bireylerinin birbirlerinden koparılması gibi ihlaller sık sık Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütünün raporlarına yansımaktadır. Afgan göçmenlerin maruz kaldıkları baskı ve toplumsal ayrımcılıklar belirli şehir ve mekânlara göçmenlerin girişinin yasaklanması, okul ve üniversitelerde belirli bölümlere Afgan mültecilerin kabul edilmemesi ve mültecilere organ naklinin yasaklanması gibi uç noktalara kadar ulaşmıştır. Buna ek olarak İran İslam Cumhuriyeti yürüttüğü pek çok çatışmada mültecileri kullanmıştır. İlk olarak İran-Irak Savaşı’nda (1980-1988) Afgan mültecileri kullanan İran yakın tarihte de oturma izni, vatandaşlık gibi vaatlerle Suriye, Irak ve Yemen savaşlarında Afgan mültecileri ön cephelerde savaşa sürmüştür. İran, aylık maaş ve oturma izni karşılığında 18 yaşından küçük mültecileri dahi cepheye sürmektedir. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2016 yılında yayınladığı raporunda Devrim Muhafızlarını 14 yaşın altındaki Afgan mülteci çocuklarını Suriye’de savaşa sürmekle itham etmiştir. Sonuç olarak Afgan mülteciler İran’da bir vatandaşın üstlenebileceği tüm yükümlüleri yerine getirmiş ve onlar için savaşmış olmalarına rağmen hâlâ en temel haklara bile sahip olmadan yaşamlarına devam etmektedir. 40 yıldır çözülemeyen sorunlarına yaptırımlar sonucu kötüleşen İran ekonomisinden kaynaklı sorunlar da eklenince geçmiş yıllarda bir lokma ekmek peşinde canı pahasına kaçak yollarla İran’a gelmeye çalışan Afgan mülteciler artık ülkelerine dönmenin arayışındadır. Dolayısıyla İranlı yetkililerin verdikleri rakamların doğru olup olmaması bir yana söz konusu yetkilerce mültecilerin nükleer anlaşma çerçevesinde bir pazarlık veya tehdit unsuru olarak öne sürülmesi ne etik ne de gerçekçidir.

Afgan mülteciler, İran, nükleer anlaşma, mülteci sorunu

İran’ın Nükleer Anlaşma’dan Çekilme Sürecinde Dördüncü Aşama

Rahimullah Farzam

İran gelinen noktada anlaşma çerçevesinde belirlenmiş olan %3,67 uranyum zenginleştirme sınırını ihlal ederek %4,5 seviyesinde uranyum zenginleştirmektedir.

İran’ın Barış Pınarı Harekâtı’na Yaklaşımı

Rahimullah Farzam

Tahran, Barış Pınarı Harekâtı gibi bölgede yeni olasılıklar ortaya çıkartabilecek girişimleri, Suriye’deki stratejik çıkarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirmektedir.