Rusya’nın İran Politikası ve Türkiye ile İlişkilere Etkisi

30 Eylül 2015 tarihinde Suriye’ye açıktan müdahale ile hava operasyonları yapmaya karar veren Rusya, aslında müdahale konusunda dünya kamuoyunda meşruiyet sorunu yaşıyordu. Bu meşruiyet sorununu ise Suriye’nin tek hâkim gücü olarak tanıdığı Esed’in davet mektubuna bağlayarak aşmaya çalışmıştır. Rusya’nın kısmi hava operasyonları ile Türkiye’nin yoğun desteğine sahip olduğunu düşündüğü muhalifler üzerine yaptığı kontrolsüz operasyonlar 24 Kasım uçak krizinin çıkmasında etkili olmuştur. Bu krizin sonuçlarından Esed, İran ve Rusya fayda sağlamıştır. Rusya bu kriz sonrasında başta S-400’ler olmak üzere gelişmiş tüm silah teknolojilerini Suriye’ye nakledebilmiştir.

Rusya, Esed ordusunun Suriye’de yapılacak mücadelede yeterli olmayacağını düşünerek Hizbullah ve başta Devrim Muhafızları olmak üzere İran’ın Pakistan ve Afganistan’dan topladığı paralı askerlerin sahada daha etkin olmasını desteklemiştir. İran’ın kara ordusunu Rusya’nın da hava ordusunu kontrol ettiği Suriye’deki vekâlet savaşında ABD’deki seçim çalışmaları ile AB’de İngiltere’nin Brexit kararının verdiği boşluk da kullanılarak başarı sağlanmıştır.

Rusya, tarihte İran ile öncelikle kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda ilişki kurmuştur. Örneğin Çar I. Petro’nun İran politikası, Hazar Denizi kıyılarına ulaşabilmek ve Kafkasya'da Osmanlı Devleti’nin güçlenmesini önleyebilmek üzerine kuruluydu. Günümüzde ise Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler İran-Rusya ilişkilerini önemli bir konuma getirmiştir. Rusya ve İran ilişkileri "stratejik ortaklık" gibi algılansa da bu tamamen doğru değildir. İran'da Rusya'ya karşı şüpheci siyaset anlayışı yaygındır. Bu şüpheci yaklaşımın ana sebeplerinden bazıları Rusya’nın İran’dan gelebilecek İslami akımları tehdit olarak görmesi, İran’ın da Hazar Denizi'nin statüsü konusunda Rusya’yı tehdit olarak görmesidir. Son yıllarda İran ve Rusya'nın ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinin düzeyi ve biçimi İran'ın nükleer programı konusunda Rusya'nın sergilediği pozisyonuna bağlı olmuştur.

Rusya, nükleer silaha sahip İran’ı kendisi için tehdit olarak algılamaktadır. Çünkü nükleer bir güç olacak İran’ın Rusya'nın Orta Asya, Kafkasya ve Hazar havzasındaki pozisyonlarına etki etmesi mümkündür. Fakat hem nükleer silaha hem de ABD ile iyi ilişkilere sahip İran’ı bölgede rakip olarak istemeyen Rusya, kontrollü iş birliği ile kendisine yakın tutmaktadır. Rusya aslında İran’ın nükleer çalışmalarını Batı’ya tehdit gibi gösterip uzun yıllar Batı’dan çıkar sağlamıştır. Rusya için İran'ın nükleer programı önemli bir ekonomik gelir kaynağıdır. Rusya, İran'ın nükleer hedefini ABD ile ilişkilerde baskı aracı olarak kullanmaktadır. 30 Kasım 2016 tarihinde Putin’in imzaladığı Rusya Dış Politika Doktrininin 94. Maddesinde İran’a dair şunlar yazılıdır: “Rusya, İran ile ilişkilerini tüm yönlü geliştirme çizgisini devam ettirecektir. İran’ın nükleer programıyla ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2231 numaralı kararına uyulacaktır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu kararlarına uygun davranılacaktır.”

  Hem ABD hem AB ülkeleri hem de İsrail, İran ile iletişim kurabilmek için Rusya’ya muhtaç konuma getirilmiştir. Tüm bunlara rağmen İran’a uygulanan ambargoların hepsinde Rusya’nın imzası vardır. Rusya, İran ile olan ilişkilerinde ekonomik merkezli büyük gelirler elde etmektedir. İran, Rusya’dan silah alan ülkeler arasında Çin ve Hindistan'dan sonra üçüncü sıradadır. 2000'li yılların başında İran’ın ilan ettiği "ordunun 25 yıllık modernizasyonu" programı çerçevesinde Rusya bu pazarı kapatmıştır.

Rusya, Ortadoğu’da Batı ile sorunu olan İran’ı kullanarak daha etkin olabilmiştir. İran Devrim Muhafızları Ordusu aynı zamanda Rusya ile ilişkisini artırarak Rusya üzerinden Orta Asya’da aktif olmak istemektedir. Rusya bu talepleri ve niyetleri bildiğinden sadece ekonomik imtiyazlar elde etmekle kalmamış İran’da askeri üs elde etmek için girişimde bulunmuştur. İran Anayasası’nın 146. Maddesine göre ülke sınırları dâhilinde yabancı askeri üslerin kurulması ve konumlanması, barışçıl amaçlar dâhilinde olsa bile yasak olmasına rağmen 18 Ağustos 2016 tarihinde Rusya savaş uçakları Hemedan hava üssünü kullanmışlardır.

Dünya kamuoyunda İran-Rusya arasında çok stratejik bir bağ olduğuna dair gözlem ve yorumlar varsa da ekonomik ilişkiler, Şanghay İş Birliği, askeri ittifak ve benzer alanlarda yürürlüğe girmiş ciddi ve somut anlaşma bulunmamaktadır. Uluslararası kamuoyu Rusya’nın Suriye politikasında İran ile iş birliğindeki Suriye eksenli kırılgan ittifakı görememiştir. Rusya, İran’ın hem Avrasya Ekonomik İş Birliği hem de Şanghay İş Birliği Örgütü üyeliğine henüz olumlu cevap vermeyerek aslında niyetini de belli etmektedir. Rusya, İran’ı saygın bir müttefik olarak görürken İran ile ittifakın korunmasını fakat İran ile ortak birlik çatısı altında beraberliğin mümkün olmayacağına inanmaktadır. Zaten Çin de İran’ın Şanghay İş Birliği Örgütüne katılımına olumsuz bakmaktadır. Rusya’ya göre çok kutuplu dünya politikasında İran, Rusya’nın ortağıdır. Bölgedeki stratejik çıkarları şimdilik örtüşmektedir.

Rusya, Orta Doğu’da etkin şekilde aktif olma sürecinin önemli faktörlerinden birisi olması adına Kürt kozunu hem Türkiye hem de İran için kullanmaktadır. 1945-1946 yılında İran’ın kuzeybatısında Kürt milliyetçiliği ekseninde oluşan Mahabat Cumhuriyetinin kuruluşunda Rusya’nın etkisi, Kürt liderlerden Molla Mustafa Barzani’nin 12 yıl Rusya’da yaşaması, Birinci Dünya savaşı esnasında İran’da ayaklanan Kürt aşiret reisi Simitko’ya Rusya’nın silah yardımında bulunması vb. olaylar İran-Rusya ilişkilerinde Rusya’nın İran Kürtlerini koz olarak kullanabileceği düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Rusya-Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi İran’da Kürt ayaklanma korkusunu yeniden alevlendirmiştir. Rusya, hem İran muhalifi Kürt guruplarla hem de PKK/PYD ile irtibatını korumaya devam etmekte ve Kürt kozunu Rusya-Türkiye-İran üçgeninde denge unsuru olarak kullanmaya devam etmektedir.

Rusya, İran’ın uluslararası camiada izole olmasına seyirci kalarak İran’dan daha kolay şekilde imtiyaz elde etmeyi hedeflemiştir. ABD ise İran’ı Rusya’nın kontrolünden çıkarmak için hem Irak’ta hem de diğer bölgelerde açık alan vermiş, Nükleer Anlaşmayla ambargoların kısmen kaldırılmasını sağlamıştır. Fakat ABD’nin bu politikası Rusya’nın Suriye manevrasıyla tam tersi bir durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. ABD, İran’a imtiyazlar vererek Rusya’dan uzaklaştırmaya çalışırken Suriye’ye operasyon düzenleyen Rusya, İran’ı ortak edinmiştir.

İran, Putin’in Türkiye ile kriz döneminde Pantürkizm tehdidinden korkarak Rusya sınırlarında İran eksenli Şiiliğin yayılmasına olanak vereceğini düşünmüştür. Rusya da bu konuda özellikle Kuzey Kafkasya’da İran’a alan açarak Türkiye’nin Kafkasya’ya etki etmesinin önüne geçmeyi planlamıştır. Fakat Rusya-Türkiye arasındaki normalleşme Rusya açısından Türkiye tehdidini bir kenara iterken bu sefer İran’ın Rusya topraklarına yönelik olası bir Şiilik politikası Rusya açısından bir tehdit olarak düşünülmüştür. Rusya, İran’ı hem Suriye’de hem de Yemen’de ABD/Türkiye ve Suudi Arabistan politikalarına karşı tehdit unsuru gibi kullanmıştır. Fakat Türkiye ile normalleşme, ABD’de Trump’ın işbaşına gelmesi ve Suudi Arabistan ile uzlaşı İran’ı yeniden ABD’nin eline teslim etme politikasının devreye girmesine neden olacaktır.

Rusya, bölgedeki çıkarları için İran içerisinde İran Devrim Muhafızları Ordusuna güçlü destek olmuştur. Rusya’nın şu ana kadar İran’dan beklentileri arasında gelecekte doğalgaz ihracatında ittifak sağlayabilmek vardır. İran, doğalgaz rezervi açısından Rusya’dan sonra dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Rusya, İran’ın doğalgaz gücünün Batı’lı şirketlerin eline geçmesini istememektedir. ABD’nin uluslararası doğalgaz boru hatlarında Rusya’yı devre dışı bırakma çabalarına karşı Rusya’nın İran ile iş birliği ve Suriye’de boru hatlarının geçeceği alanları kapatma politikası başarılı olmuştur.

Rusya dış politikasının temelinde Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Hazar havzasında bir güvenlik hattı oluşturma stratejisi vardır. Bu stratejinin en güçlü halkası Türkiye’dir. Çünkü Türkiye, NATO üyesi bir ülke olarak Batı’nın en kolay iş birliği yapabileceği ülkedir. Rusya açısından bakıldığında Türkiye ile yapılacak iş birliği İran’ın güvenlik duvarı olarak kullanılması ihtiyacını geçersiz kılmaktadır. Rusya, Türkiye ile normalleşmeyi Suriye’de kazanca dönüştürerek İran’ı ikinci plana atacak biçimde uygulamaya koymuştur. Aslında Rusya, Suriye’deki ateşkes ile Türkiye ve İran’ı da karşı karşıya getirebilmiştir. Suriye’de Rusya-Türkiye yakınlaşmasının İran’ın bölgedeki etkisini azaltacağı yorumlarına sebep olmuştur. Zaten Putin-Erdoğan arasındaki yakın ilişki dolayısıyla İran’ın gelişmelerden anlaşma olduktan sonra haberdar edildiği eleştirileri vardır. Rus uzmanlara göre Türkiye, Suriye’de muhalifler üzerindeki ağırlığı dolayısıyla barışın gerçekleşmesinde olmazsa olmaz tek ülkedir. Türkiye-Rusya arasındaki anlaşma Trump dönemi ABD’nin iki ülkeyle olumlu ilişki kurmasına neden olacaktır. Rusya, Türkiye ile varılacak bir uzlaşma ile İran’ı Trump’ın inisiyatifine bırakmaya razıdır.

Rusya, üç ülkenin kendi arasında vardığı anlaşmada Türkiye-İran anlaşmazlığının kırılganlık taşıdığını bilmektedir. İran tarafı Rusya’yı hala İran-Rusya-Esed ittifakı ile Türkiye-ÖSO-Batı ittifakı arasında barış yapılmaması gerektiğine ikna etmeye çalışmaktadır. Tüm bu endişelere rağmen ABD’deki seçimde Trump’ın seçilmesi Rusya/Türkiye açısından bir rahatlama sağlarken İran açısından yeni korkular oluşturmuştur. İran, ABD ile ilgili olarak tüm yatırımını Clinton’un seçilmesi üzerine yapmıştır. Rusya-Türkiye arasında Suriye’de aktif hale getirilen ateşkes anlaşması İran-Rusya-Türkiye eksenli değil de Erdoğan-Trump-Putin eksenli düşünülmektedir. Trump açısından Ortadoğu bir öncelik değildir, daha çok Asya-Pasifik’te Çin hedeftir. Buna bağlı olarak İran’ı stratejik müttefik olarak görmeyen Rusya, Türkiye üzerinden Trump dönemi ABD ile sıkı bir iş birliğine gitme düşüncesindedir.

Rusya, İran’ın etkili kara gücünden yararlanmayı da düşünerek İran’ı tamamen yok saymamaktadır. Yeni politikaya göre Rusya-Türkiye-İran anlaşmasının Trump ekibi tarafından Obama’nın başarısızlığı olarak gösterilmesi, Trump’ın Putin-Erdoğan ikilisiyle yeniden bağ kurarak bunun başarı gibi gösterilmesi hedeflenmektedir. İsrail-Türkiye arasındaki normalleşmenin avantajları da kullanılarak İran’ın baskı altına alınması planı devreye girecektir. Rusya, Türkiye’ye olabildiğince yakınlaşarak İran’ı yeniden izole edilmiş bir ülke konumuna getirip yeni imtiyazlar peşinde koşacaktır. Zaten bunun ilk belirtileri de İran’da Rusya’nın kullanabileceği bir üs kurulması, İran’ın Suriye’de kurmayı planladığı deniz ve kara üslerinden vazgeçmesi planıdır. Rusya, İran’daki Devrim Muhafızları Ordusu üzerindeki etkisini devam ettirerek hem Türkiye hem İsrail hem de ABD ile olan ilişkilerinde koz olarak kullanmaya devam etmek istemektedir.

Prof. Dr. Salih YILMAZ Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Muhammed Bin Selman Suudi Arabistan’ı Nereye Götürür?

İsmail Yaşa

Kral Selman Bin Abdülaziz Çarşamba günü oğlu Muhammed Bin Selman’ı veliaht prens olarak atadı.

echo 'test';