İran’a karşı yürütülecek politikalarda güç kullanımı konusunda farklı tutumlar sergileyen AB üye devletleri bulunsa da meselenin diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğine dair açıklamalar, AB düzeyinde bu yöndeki ortak beklentiyi ortaya koymaktadır.
Saldırılar sonrasında İran, saldırı öncesine göre nükleer silaha erişim kapasitesine teknik olarak uzak olsa da irade olarak daha yakın olduğu söylenebilir.
ABD’nin İran nükleer tesislerini hedef alması, uluslararası toplumu harekete geçirse de İran ile İsrail arasındaki çatışmanın seyrinde köklü bir değişim meydana getirmedi.
İran, milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren kritik bir eşikte bulunuyor ve mevcut koşullar altında İranlı yetkililerin, salt askerî reaksiyondan çok stratejik bir düşünceyle hareket etmesi gerekiyor.
İranlı yetkililerin ülkelerinin ekonomik baskılardan etkilenmediği izlenimini vermeye çalışması, siyasi ve diplomatik bir tutum olarak anlaşılabilir olsa da İran ekonomisinin yaptırımların baskısı altında ezildiği gerçeğini değiştirmiyor.
Etiyopya ile imzalanan bu mutabakat zaptıyla İran, Afrika kıtasında uzun süredir izlediği dolaylı etki politikasını geride bırakarak doğrudan, resmî ve kurumsal bir iş birliği modeline geçiş yapmıştır.
Müzakerelerin ilerlemesi ve olumlu bir sonuca ulaşması için ya ABD’nin maksimalist tutumundan vazgeçmesi ya da tarafların uranyum zenginleştirme konusunda karşılıklı kabul edilebilir bir uzlaşı noktası bulması gerekmektedir.
E3, geçmişte olduğundan farklı olarak halihazırda nükleer müzakerelerde güçlü bir aktör olmasa da elindeki “tetik mekanizması” kozundan dolayı İran için hâlâ önem taşıyor.
Tahran yönetimi hem Pakistan hem de Hindistan ile olan ilişkilerini zedelemeden dengeyi sürdürme stratejisini benimsemektedir. Özellikle ekonomik açıdan izole olduğu bir dönemde, bu iki ülkeyle olan bağlarını koruma çabası, İran dış politikasının temel ön
Her ne kadar dördüncü tur görüşmelerin ertelenmesi olumlu bir gelişme olmasa da şu aşamada ortada önemli bir çıkmaz olduğu anlamına da gelmiyor