Savaş, İran siyasetindeki ayrımları ortadan kaldırmamış, aksine bu ayrımlara yeni ve daha belirleyici bir stratejik tartışma eklemiştir.
İran’ın 2026’ya krizlerin bittiği bir eşikte değil, büyük krizleri aynı anda yönetmek zorunda kaldığı dar bir koridorda girdiğini söylemek mümkün.
Ali Laricani’nin geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiği Irak ve Lübnan ziyaretleri yalnızca güncel bölgesel gelişmelerin yansıması değil aynı zamanda İran dış politikasında sessiz fakat derin bir stratejik değişimin göstergesi olarak okunmalıdır.
Tahran yönetimi hem Pakistan hem de Hindistan ile olan ilişkilerini zedelemeden dengeyi sürdürme stratejisini benimsemektedir. Özellikle ekonomik açıdan izole olduğu bir dönemde, bu iki ülkeyle olan bağlarını koruma çabası, İran dış politikasının temel ön
Şemhani'nin son gelişmelerdeki rolü, Reisi hükûmetinin ve özellikle de Dışişleri Bakanlığının, bu ülkenin bölgeye yönelik yeni diplomasisinde hiçbir rolü olmadığı yönünde spekülasyonlara yol açmıştır.
Ürdün’ün, İran’a diyalog çağrısı yaparak ikili ilişkileri güçlendirmek istediğini belirtmesinin hemen akabinde İran’ın Ürdün’le sağlık konusunda iş birliğine gitmek istemesi, tesadüfen gelişmiş bir konu değildir.
Uluslararası politik ekonominin gerçekleri ve üye devletlerinin çatışan gündemleri; ŞİÖ’ye üye olmanın, İran’ı uluslararası sistem nezdinde anlamlı bir şekilde güçlendireceği anlamına gelmiyor.