İran’daki Protestolar ve Uluslararası Toplum

Sabir Askeroğlu Dış Politika Uzmanı

İran’da ekonomik taleplerle başlayan gösteriler, hızla rejim karşıtı eylemlere dönüşmüş ve birkaç gün şiddetini artırarak sürmüştür

İran’da ekonomik taleplerle başlayan gösteriler, hızla rejim karşıtı eylemlere dönüşmüş ve birkaç gün şiddetini artırarak sürmüştür. Olayların yalnızca iç dinamiklere dayanmadığını savunan İranlı yetkililer, protestoların arkasında yabancı müdahale olduğunda ısrar etmektedirler. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, gösterilerin bir yönüyle ülkenin iç sorunlarından kaynaklandığı ancak olayların arkasında dış mihrakların da olduğunu belirtmiştir. Ruhani’nin bu bağlamda Suudi Arabistan’ı ismen zikretmesi de dikkatlerden kaçmamıştır. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Ali Şamanî de protestoların birkaç ülkenin İran’a karşı başlattığı dolaylı savaşın bir parçası olduğunu savunarak ABD, İngiltere ve Suudi Arabistan’ı işaret etmiştir.

Bir yandan ülkedeki olayların arkasında “İran düşmanlarının” müdahalesinin olduğunu öne süren Tahran yönetiminin, diğer yandan da protestocular konusunda dikkatli bir söylem takındığı görülmüştür. Yetkililere göre, protestocular arasında hükümetten haklı ekonomik taleplerde bulunanlar olduğu gibi oluşan atmosferde “yabancı ajanlar” tarafından yönlendirilerek ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışan suçlular da bulunmaktadır. Böylelikle Tahran, hem ülkede ifade özgürlüğüne saygı duyulduğunu göstermeye çalışmış hem de olayların siyasi bir harekete dönüşmesi durumunda protestoculara karşı cezai müeyyide uygulanmasının önünü açacak yasal zemine vurgu yapmıştır. Tahran yönetimi aynı zamanda, “dış düşmana” karşı halkı rejim etrafında birleştirmeyi de hedeflemiştir.

Uluslararası toplum da İran’daki gelişmelere sessiz kalmamıştır. Başta ABD ve İsrail gelmek üzere, bazı devletler İran’daki protestoları destekleyen açıklamalar yaparken diğer bazı devletler İran hükümetine destek mesajları iletmiştir. Gösteriler boyunca Twitter hesabından üst üste açıklamalar yapan ABD Başkanı Donald Trump, İran’da değişim vaktinin geldiğini savunarak protestoları desteklemiştir. Daha sonra Beyaz Saray da bu yönde resmî bir açıklama yayımlamıştır. ABD’yle benzeri bir açıklama da İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu’dan gelmiştir. Alman hükümeti de protestoları halkın haklı taleplerinin yansıması olarak gördüğünü belirtmiştir. Fransa’nın tavrı ise daha çekimser olmuştur. Diğer yandan Çin, İran’ın istikrarından yana olduğunu vurgularken Rusya da olayların İran’ın iç meselesi olduğunu ve herhangi bir dış müdahalenin kabul edilemeyeceğini açıklamıştır. Türk hükümetinden de Rusya’ya benzer açıklamalar gelmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan İranlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde ülkesinin bu yündeki tutumunu bizzat aktarıştır.

ABD, protestocuları destekleyen açıklamalarıyla, sokağa çıkanları İran rejimine karşı daha da cesaretlendirmeyi ve uluslararası kamuoyunda İran rejimine karşı darbe olasılığının giderek arttığı yönünde fikir yaymayı amaçlamıştır. 2009’da meydana gelen Yeşil Hareket’i desteklemiş olan ABD’nin, İran dışında örgütlenen ve İran rejimini yıkmayı hedefleyen Halkın Mücahitleri Örgütü’ne de açık destek verdiği bilinmektedir. Dolayısıyla, son olaylar öncekilere göre daha zayıf olmasına rağmen, olayların daha da artması ve şiddetlenmesi için protestoculara çağrılarda bulunarak gelişmelere müdahil olan ABD, aynı zamanda olaylara uluslararası bir nitelik kazandırmaya çalışmıştır. ABD ayrıca, İran’a karşı insan hakları ihlallerini gerekçe göstererek uluslararası baskıları artırmanın yollarını aramaktadır.

ABD’nin İran olaylarına bu kadar müdahil olmasının jeopolitik gerekçeleri de vardır. Trump’ın, bir süredir Nükleer Anlaşmanın iptal ya da yeniden müzakere edilmesi istikametindeki arayışlarını sürdürmektedir. ABD Başkanının İran’daki olayları destekleyerek ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışmasının arkasında yatan sebeplerden birisi de ABD’nin Çin’le başlattığı ticaret savaşıdır. Avrupa ile Çin arasında kurulmak istenen İpek Yolu projesini önemli bir parçası olan İran’ın istikrarsızlaşması, söz konusu projenin güvenlik riski nedeniyle sekteye uğramasına yol açma potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca iç sorunlarıyla boğuşan bir İran’ın, son yıllarda Ortadoğu’da eldi ettiği nüfuzunun zayıflayacağı da aşikardır. Böyle bir senaryo, İsrail ve Suudi Arabistan’ın da çıkarınadır.

Çin, geleneksel pozisyonunu koruyarak İran’daki olaylara uzak kalmayı seçerken, Rusya olası senaryolarla ilgili yaklaşımını şimdiden açık bir şekilde dile getirmektedir. Moskova açıklamasında, İran’daki gelişmelerin ülkenin iç meselesi olduğunu ve herhangi bir dış müdahaleye göz yumulamayacağını ifade ederek, Tahran’ın yanında olduğunu ve söylem bazında da olsa olaylara müdahale edilmesine karşı çıktığını göstermiştir. Moskova, Batı’nın siyasi olarak göstericilere açık destek vermesinin, 2000’lerin ortalarında bazı eski Sovyetler Birliği ülkelerinde meydana gelen devrimler ve/veya 2014’te Ukrayna’da yaşanan hükümet darbesi benzeri gelişmelere yol açmasından endişe duymaktadır. Rusya bu açıklamasıyla, aynı zamanda İran’da Libya veya Suriye benzeri senaryonun gerçekleşmesine izin vermeyeceğini de ifade etmiştir. İran’ın istikrarsızlaşması Rusya’nın sınırlarında güvenlik sorunlarının meydana gelmesi anlamına geleceği gibi, uzak bir ihtimal de olsa İran’da rejimin değişmesi Moskova’yı önemli bir bölgesel müttefikinden edecektir. Bu nedenle Moskova, Tahran’ın yanında yer almayı sürdürecektir. Türkiye yaptığı bütün açıklamalarda, İran’daki tansiyonun artmaması yönündeki dileklerini yinelemiş ve başka devletlerin olayları kışkırtacak müdahalelerden kaçınması gerektiğini vurgulamıştır. İran olaylarında taraf tutmaktan kaçınan Fransa, olayların yatışması durumunda Tahran’la başlattığı sıcak ilişkileri bundan sonra da sürdürmeyi hedeflemektedir.

Sonuç olarak, İran’da yaşanan olayların arkasında kuşkusuz ülkede yaşanan ekonomik sorunlar ve Tahran yönetiminin iç ve dış politikada izlediği politikalar yatmaktadır. Diğer taraftan ülkedeki ekonomik sorunların daha da derinleşmesinde İran’a karşı uygulanan ekonomik ambargoların büyük katkısının olduğu da bir gerçektir. Bu da bir tür dış müdahale olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, İran’da meydana gelen olaylara ilişkin bazı devletlerin protestocular lehinde yaptığı destek açıklamaları, ülkenin iç işlerine müdahale anlamı taşımaktadır. İran’a yönelik, Libya veya Suriye benzeri herhangi bir dış müdahaleden söz edemezsek de ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi Tahran’la ciddi sorunlar yaşayan ülkelerin bu ülkeyi istikrarsızlaştırmak için her fırsattan yararlandığı açıktır.

Suriye’de Ufukta bir İran-İsrail Çatışması mı var?

Farhad Rezaei

Beşar Esad’ın ülkenin büyük bölümünü kontrolü altına alarak konumunu sağlamlaştırması, Suriye’deki iç savaşı sahadaki devletler açısından yeni bir çatışma evresine taşımış bulunmaktadır.

İran’da Bir Ütopyanın Çöküşü

İsmail Sarı

Sistemsel meselelerle birlikte yüksek işsizlik oranları, ekonomik çeşitlilik eksikliği, yüksek gıda fiyatları, daralan yurt içi milli hasıla, hava kirliliği ve çevresel bozulma İran’ın kronikleşmiş sorunlarıdır.