Moskova İran’daki Protestoları Nasıl Okuyor?

Moskova İran’daki Protestoları Nasıl Okuyor?
9 Ocak 2026 Cuma günü protestocular Tahran'da bir sokakta.
Moskova, Tahran’da statükonun korunmasını alternatifsiz bir senaryo olarak görmektedir. Zira İran’da Batı yanlısı bir yönetimin iş başına gelmesi, Rusya’nın bölgedeki projeleri için varoluşsal riskler doğuracaktır.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

İran’da derinleşen ekonomik krizin etkisiyle 28 Aralık 2025’te Tahran’da başlayan ve kısa sürede diğer il ve içlere yayılan protestoların, iç politika kadar dış politika bağlamında da değerlendirilmesi gereken önemli boyutları bulunmaktadır. Gösterilerin yayılma hızı, içerdiği sloganlar ve devletin müdahale şekli uluslararası kamuoyunda yakından izlenilmektedir. Öte yandan protesto dalgasının, küresel ve bölgesel ölçekte önemli kırılmaların yaşandığı bir döneme denk gelmesi, dikkatleri sürecin olası dış politika sonuçlarına çekmiştir. İsrail’in doğrudan İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef alan bir tutum takındığı, Trump yönetimindeki ABD’nin süreci görece daha dengeli takip ettiği bir ortamda gözler İran’la yakın ilişkileri nedeniyle Rusya’ya çevrilmiştir.  

Rusya açısından bu gelişmeler, protestoların İran ile son dönemde hız kazanan stratejik yakınlaşma sürecine denk gelmesi nedeniyle ayrı bir önem taşımaktadır. Bu durum, iki ülke arasındaki ortaklığın dayanıklılığı açısından da önemli bir sınama niteliği taşımaktadır. Batılı ülkelerin aksine Moskova’nın, İran yönetimine açık destek verme yönelimi, Rusya’nın son yıllarda benimsediği bölgesel güvenlik yaklaşımıyla büyük ölçüde örtüşmektedir.

İki ülke arasında 17 Ocak 2025’te Moskova’da imzalanan Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, ikili ilişkileri fiilen askerî ittifaka yakın bir çerçeveye taşımıştır. Yirmi yıl süreyle yürürlükte kalacak bu anlaşma, üçüncü taraflardan gelebilecek tehditler karşısında koordinasyon ve karşılıklı destek mekanizmaları öngörmektedir. Bu çerçevede Moskova’nın İran’daki siyasal istikrarı kendi ulusal çıkarlarıyla doğrudan ilişkilendirdiğini söylemek mümkündür.

Rusya’nın tutumu nasıl?

Rusya, gösterilerin gündelik seyrinden ziyade nihai kertede İran’ın egemenliğine zarar vermemesiyle ilgilenmekte ve buna bağlı olarak protestoları iç sorunlar ile dış kaynaklı bir “hibrit savaşın” birleşimi olarak görmektedir. Bu bağlamda her ne kadar ekonomik zorluklardan kaynaklanan toplumsal tepki doğal karşılansa da protestoların Devrim Rehberi Ali Hamenei’yi hedef alması ya da İran’da bir rejim değişikliğine neden olması Rus yetkililer tarafından “kabul edilemez” bulunmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bu tür senaryoları gündeme almayı reddetmesi, Tahran’la sergilenen siyasi dayanışmanın açık bir göstergesi niteliğindedir.

Diplomatik düzeyde Rusya Dışişleri Bakanlığı ile Tahran’daki Rusya Büyükelçiliği, açıklamalarında İran’da hakim siyasal sistemin meşruiyetini öne çıkarmaktadır. Protestoların ekonomik zorluklardan kaynaklandığı ancak bu sorunların İran makamları tarafından yönetilmeye çalışıldığı özellikle vurgulanmaktadır. Aralık 2025’te düzenlenen Doha Forumu’nda konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, Rusya’nın dostlarını asla yarı yolda bırakmayacağı yönündeki açıklaması, Moskova’nın ABD baskısına rağmen İran’a desteğini sürdürme iradesini yansıtmaktadır. Moskova’nın bu pozisyonunda bir değişiklik olmamıştır.  

Diğer yandan Rus uzmanlar, gösterilerin meşru zeminini göz ardı etmemektedir. Enflasyon, riyalin değer kaybı ve yaptırımların ağır etkisi temel faktörler arasında gösterilmektedir. Analistler, İran elitleri içinde sert güvenlikçi yaklaşımı savunan muhafazakârlar ile şiddet kullanımına mesafeli duran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın ekibi arasında belirgin bir görüş ayrılığı bulunduğuna da dikkat çekmektedir. Bu durum, yönetimde bir tür “ikilik” olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte Rus uzmanların büyük bölümü, muhalefetin parçalı yapısı ve ortak bir liderliğin yokluğu nedeniyle rejimin çöküş ihtimalini düşük görmektedir.

Müdahalenin sınırları ise özellikle vurgulanmaktadır. Moskova kendisini bir “müttefik-gözlemci” olarak konumlandırmaktadır. İmzalanan anlaşmalar, iç ayaklanmaların bastırılmasına yönelik askerî yardım içermemektedir. Bu nedenle Rusya’nın desteği siyasi ve enformasyonel düzeyle sınırlıdır. İran’daki iç istikrarsızlık sürecine doğrudan askerî müdahale gündemde değildir.

İran Rusya için neden önemli?

Rusya’nın İran’a verdiği destek büyük ölçüde pragmatik hesaplara dayanmaktadır. Avrupa limanlarına erişimin ciddi biçimde kısıtlandığı bir dönemde İran, Moskova için hayati bir lojistik merkez ve transit güzergâh işlevi görmektedir. Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru (INSTC), Rusya’ya Batı yaptırımlarına maruz kalmadan Asya ve Afrika ile ticaret yapma imkânı sunmaktadır. Bu nedenle Moskova, özellikle Reşt-Astara demiryolu hattına yönelik yatırımlara öncelik vermektedir.

Rusya açısından istikrarlı ve Batı karşıtı bir İran, Hazar havzası ve Orta Asya’da güvenliğin de temel odaklarından biridir. Bunun yanı sıra İran, Rusya’ya teknolojik destek sağlayan sınırlı sayıdaki ülkelerden biridir. İHA ve füze teknolojileri ile mühimmat üretimi alanındaki iş birliği, Moskova için stratejik bir değer taşımaktadır. Buna karşılık Rusya da İran’a teknolojik destek sağlamaktadır. Bu kapsamda İran Hava Kuvvetleri’nin modernizasyonuna yönelik taahhütlerini yerine getirmeye başlamıştır. Rusya devlet medyasına yansıyan bilgilere göre, İran için üretilen 16 adet Su-35 savaş uçağının 2027 yılına kadar teslim edilmesi öngörülmektedir. Bu gelişme, ikili ilişkileri yalnızca bir “İHA alım-satımı” çerçevesinin ötesine taşıyarak Ortadoğu’daki güç dengelerini etkileyebilecek kapsamlı bir askerî-teknik ortaklık düzeyine yükseltme potansiyeli taşımaktadır.

İran’ın gölge bankacılık ve ithal ikamesi konusundaki deneyimi de Rusya tarafından yakından incelenmektedir. Rusya ve İran sadece karşılıklı deneyimleri incelemekle kalmamış, “Mir” ve “Shetab” ödeme sistemlerinin entegrasyonunu da halihazırda tamamlamış durumdadır. Bu iş birliği hem vatandaşların hem de iş dünyasının SWIFT sistemine ihtiyaç duymadan ulusal para birimleri üzerinden sınır ötesi ödemeler yapmasına olanak tanımaktadır. Böylelikle, Batı’nın müdahalelerine karşı bağışıklığı olan otonom bir finansal ekosistem inşa edilmektedir. Bu nedenle İran’ın istikrarsızlaşması, Moskova açısından siyasi boyutun ötesinde ekonomik ve bölgesel güvenlik riskleri de barındırmaktadır.

Diğer yandan Rusya, İran’ı kendi gazının satışı için stratejik bir merkez (hub) olarak görmektedir. Bu bağlamda hem İran’ın iç talebini karşılamak hem de üçüncü ülkelere yeniden ihracat yapmak amacıyla Rus gazının İran’a sevkiyatına dair anlaşmalar imzalanmıştır. Bu iş birliği, Moskova’nın Avrupa pazarında yaşadığı kayıpları telafi etmesine imkân tanımaktadır. Rusya’nın son yıllarda İran’a sağladığı stratejik destek, her koşulda Tahran açısından yeterli görülmese de iki tarafın da bu işbirliğini sürdürmeyi kendi çıkarlarıyla uyumlu gördüğü gerçeği değişmemiştir. Bu çerçevede Rus devlet medyası ve uzman çevreleri, Batı basınında protestolara ilişkin yayımlanan haberleri büyük ölçüde “bilişsel savaş” perspektifinden ele almaktadır.

Örneğin The Times’ta yer alan ve Ayetullah Hamenei’nin Rusya’ya kaçış planı yaptığı yönündeki iddialar, Moskova tarafından açık biçimde “dezenformasyon” olarak nitelendirilmiştir. Rus yorumcular, bu tür haberlerin İran yönetimini destekleyen kesimleri demoralize etmeyi hedeflediğini savunmakta ve bu yaklaşımı Venezuela örneğiyle karşılaştırmaktadır.

Rusya’yı endişelendiren senaryolar neler?

Rusya-İran yakınlaşması büyük ölçüde Batı’nın “sistemik baskısının” bir sonucudur. Eğer protestolar İran yönetimini köşeye sıkıştırır ve rejim hayatta kalmak için yaptırımların kalkması uğruna Washington ile anlaşmaya mecbur kalırsa, Rusya’nın stratejik değeri düşecektir. O durumda Tahran dış politikasını “yeniden kalibre” edebilir ve Doğu-Batı arasında denge politikasına dönebilir.

Bu durum Rusya’nın çıkarlarına kilit alanlarda darbe vuracaktır. Şu an Rusya “alternatifsiz” ortaktır. Batı ile normalleşme bu tekeli yıkacak ve Moskova’nın nüfuzu kaçınılmaz olarak zayıflayacaktır. İran petrol ve gazının küresel piyasalara tam kapasiteyle dönüşü, Rus enerji kaynaklarına doğrudan rakip yaratacak ve Rus bütçesini sarsacaktır. Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru izolasyon şartlarında İran için hayati önemdedir. Batı yolları açılırsa Tahran’ın Rus transit projelerine ilgisi azalacaktır. Ayrı bir anlaşmayı önlemek için Rusya, Trump yönetimiyle bağlarını kullanarak Tahran-Washington diyaloğunda arabulucu olmaya çalışmaktadır. Amaç, anlaşmanın parametrelerini kontrol etmek ve İran’ın Batı yörüngesine kaymasını engellemektir.

Moskova, mevcut protestoları, Ali Hamenei’nin muhtemel gidişi sonrasında planlanan güvenli iktidar devri senaryosu açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Geniş çaplı toplumsal huzursuzluklar, İranlı elitlerin manevra alanını daraltacak, Hamenei’nin ayrılışının protestoların zirveye ulaştığı bir döneme denk gelmesi hâlinde, dış aktörler tarafından kullanılabilecek bir otorite boşluğu riski ortaya çıkacaktır.

Rus analistler, sertlik yanlısı “güvenlikçi” çevreler ile Mesud Pezeşkiyan ekibi arasındaki gerilime özellikle dikkat çekmektedir. Geçiş sürecinde bu ayrışmanın açık bir çatışmaya dönüşmesi, Moskova açısından muhafazakâr kanat içindeki öngörülebilir muhatabın kaybedilmesi anlamına gelebilir. Yukarıda bahsi geçen Rusya-İran Stratejik Ortaklık Anlaşması, böyle bir kaos ortamında fiilen askıya alınma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Zira geçiş sürecinde ortaya çıkacak iç mücadeleler, yeni güç merkezlerinin dikkatini ikili iş birliğinin uygulanmasından uzaklaştırabilir.

Eğer İran iç sorunlarına saplanır ya da geçiş sürecinde kaosa sürüklenirse, Rusya BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) içinde aktif bir müttefikini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle Kremlin açısından ideal senaryo, “yönetilebilir gerilim”in korunmasıdır. Bu da İran’ın Rusya’ya stratejik olarak bağımlı kalacak ölçüde izole, ancak aynı zamanda güvenilir bir ticaret ve lojistik merkez işlevini sürdürebilecek kadar istikrarlı olması anlamına gelmektedir.

Sonuç

Moskova, Tahran’da statükonun korunmasını alternatifsiz bir senaryo olarak görmektedir. Zira İran’da Batı yanlısı bir yönetimin iş başına gelmesi, Rusya’nın bölgedeki projeleri için varoluşsal riskler doğuracaktır.

Rusya’nın mevcut krizin finaline dair değerlendirmesi şu şekildedir: Tahran yönetimi büyük olasılıkla ayakta kalacak ve isyanı bastıracak. Ancak bu fırtınadan zayıflamış, daha sertleşmiş ve –Kremlin için kritik olan nokta burası– yabancı ortaklarına (Rusya ve Çin) daha da bağımlı bir halde çıkacaktır.

Moskova’nın bu değerlendirmesi birkaç temel unsura dayanmaktadır:

  • Muhalefetin tek bir liderlik etrafında birleşememesi, etkili bir koordinasyondan ve net bir siyasal programdan yoksun olması, iktidarı ele geçirme olasılığını zayıflatmaktadır.

  • Moskova’ya göre İranlı yetkililer şu aşamada rasyonel bir çizgi izlemekte ve baskı araçlarının tamamını –topyekûn internet kesintisi ya da Devrim Muhafızları’nın tam kapsamlı müdahalesi gibi– henüz devreye sokmamıştır.

  • İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı tehdit algısı ise paradoksal biçimde rejimin lehine işlemekte, elitler arasında “bayrak etrafında kenetlenme” etkisi yaratmaktadır.

Ancak Moskova, protestoların bastırılmasını bir son değil krizin kronik bir evreye geçişi olarak okumaktadır. Yaptırımlar kalkmadan köklü ekonomik nedenler izole edilemez, bu yüzden toplumsal gerilimler devam edecektir. Rusya için ideal senaryo, İran’ın bir “Batı karşıtı kale” olarak kalması ancak iç sorunları nedeniyle sürekli Moskova’nın desteğine ihtiyaç duymasıdır.