Suriye’de İran ile Rusya Arasında Yol Ayrımı

Rahimullah Farzam Araştırmacı, Dış Politika

İran’ın Suriye’deki güçlü alan hâkimiyeti Moskova’nın Batı ve Körfez merkezli yatırımları çekmek için Suriye’de oluşturmaya çalıştığı istikrar ortamını tehdit etmektedir.

İran’ın Suriye’de yürüttüğü savaşın stratejik aklı Kasım Süleymani’nin 2015 yılında Moskova’ya gizlice gerçekleştirdiği ziyaret, Suriye’de savaşın seyrini değiştiren İran-Rusya ortaklığının başlamasında bir dönüm noktasıdır. Suriye İç Savaşı başlar başlamaz Şam’ın desteğine koşan Tahran, 2014 yılında DEAŞ’ın da denkleme dâhil olmasıyla tek başına müttefiki Esed’i ayakta tutamayacağını anlamıştır. Bunun üzerine Tahran, Suriye denkleminde fark yaratacak Moskova’yı yanına çekmenin arayışına girmiştir. Bu çerçevede Devrim Rehberi Hamenei tarafından tam yetkiyle donatılan Kasım Süleymani, hakkında yasa dışı silah ve nükleer madde kaçakçılığı nedeniyle BM tarafından seyahat yasağı bulunmasına rağmen Temmuz ayında Moskova’yı ziyaret etmiştir. Üç gün süren bu ziyaret kapsamında Süleymani, aralarında Putin’in de bulunduğu üst düzey Rus askerî yetkililerle gerçekleştirdiği müzakerelerin sonunda “Rusya’nın Akdeniz’deki tek deniz üssü konumunda bulunan Tartus Üssü’nün güvenliğinin tehlikede olduğu” konusunda Moskova’yı ikna etmeyi başarmıştır. Ayrıca Kasım 2019’da The Intercept ve The New York Times tarafından ortaklaşa yayımlanan “İran’ın Irak’taki faaliyetlerine dair gizli belgeler”den de anlaşıldığı kadarıyla İran, Rusya’nın Suriye savaşına angaje olmasını sağlamak için Irak’taki istihbarat birimleri aracılığıyla elde ettiği bilgileri Moskova’ya karşı bir manipülasyon aracı olarak kullanmıştır. Belgelerde yer alan bilgilere göre Tahran, “ABD’nin Irak’ın Suriye sınırındaki Akkas doğal gaz alanını ele geçirerek Rusya açısından önemli bir pazar konumunda bulunan Avrupa’ya ihraç etmeyi planladığı” bilgisini Moskova ile paylaşmıştır. Yoğun geçen görüşmelerin ardından Tahran-Moskova arasında varılan mutabakata göre Rusya, Suriye ordusu ve İran destekli milis güçlere hava desteği sağlayacak ve buna karşı İran’a bağlı unsurlar ise kara gücü rolünü üstlenecekti. Bu çerçevede Rusya, müttefiki Esed’i korumak için operasyonlarına devam ederken İran da DEAŞ ile mücadele adı altında Suriye’deki askerî varlığını her geçen gün artırmaya devam etmiştir. Fakat zamanla Suriye’de sıcak çatışma ortamının büyük ölçüde azalmasıyla değişen dengeler Tahran-Moskova arasındaki çıkar çatışmalarını da beraberinde getirmiştir.

Yeni Denklemde Ortaya Çıkan Menfaat Çatışması

Suriye’de Tahran-Moskova ittifakının öncelikli hedefi Beşar Esed rejimini ayakta tutmaktı. Bu nedenle Suriye konusunda Tahran-Moskova arasında tam bir mutabakat olduğu izlenimi uyanmış ve iki ülkenin uzun vadeli stratejik hedeflerindeki ihtilaflar geri planda kalmıştır. Fakat İran ve Rusya’nın karşılıklı menfaate dayanan taktiksel ittifakındaki pürüzler, Tahran ve Moskova’nın Esed rejiminin çöküşünü önleme konusundaki ortak hedeflerine ulaşmaları ve DEAŞ’ın Suriye’de yenilgiye uğratılması sonrası ortaya çıkan yeni denklemle birlikte belirginleşmeye başlamıştır.

Rusya’nın Suriye müdahalesi Moskova açısından, Esed rejimini ayakta tutmanın yanında yaklaşık 50 yıl aradan sonra Orta Doğu’ya yeniden girmek anlamına geliyordu. Buna karşın İran’ın hedefi ise “direniş cephesi” stratejisi kapsamında Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’a ulaşan bir etki koridoru oluşturmaktı. Moskova büyük ölçüde kendi güdümünde hareket eden güçlü bir Şam rejimi isterken Tahran ise kendi ajandasını rahatça uygulayabileceği büyük oranda milis güçlere bağımlı zayıf bir Şam rejimi hedeflemiştir. Bu bağlamda iki ülkenin orta ve uzun vadeli stratejik hedefleri birbiriyle ters düşmektedir. Öncelikle sıcak savaşın bitme noktasına geldiği bir ortamda İran’ın askerî varlığı yıllardır yaptığı yatırımın finansal, diplomatik ve stratejik meyvelerini toplamak isteyen Moskova açısından büyük bir engel olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda İran’ın Suriye’deki güçlü alan hâkimiyeti Moskova’nın Batı ve Körfez merkezli yatırımları çekmek için Suriye’de oluşturmaya çalıştığı istikrar ortamını tehdit etmektedir. Buna ek olarak Moskova’yı rahatsız eden bir diğer konu da İran’ın Suriye’de elde ettiği bazı stratejik kazanımlardır. Bu bağlamda özellikle Rusya’nın Tartus Deniz Üssü’ne sadece 70 kilometre mesafede bulunan Lazkiye Limanı’nın İran’ın kontrolüne bırakılması Moskova’yı en çok tedirgin eden konulardan biridir. Zira İran’ın Lazkiye Limanı’ndaki hâkimiyeti Tahran’ın Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu pazarlarına kolayca ulaşmasını sağlayacağı gibi Lübnan Hizbullahı’na da lojistik ve silah desteğini kolaylıkla ulaştırma imkânı sağlayacaktır. Bu durum bölgeyi muhtemel İsrail saldırılarının hedefi haline getirerek Moskova’nın bölgedeki kazanımlarını zarar görmesine ve İsrail saldırıları nedeniyle bölgenin sürekli olarak istikrarsız bir hâlde kalmasına yol açacaktır. Bu nedenle Liman’ın İran’a kiralanmasına ilişkin anlaşma tamamlanmış olmasına rağmen Moskova’nın baskısıyla hâlâ uygulama aşamasına geçememiştir. Moskova’yı rahatsız eden bir diğer önemli husus da İran’ın Deyrizor bölgesindeki faaliyetleridir. İran, 2017 yılından bu yana Irak ve Suriye üzerinden kara yoluyla Lübnan’a bağlanıp Akdeniz’e inmek için bu güzergâhta bulunan Ebu Kemal ve Deyrizor bölgesindeki kontrolünü genişletmeye çalışmaktadır. Tahran bu doğrultuda bir taraftan bölgedeki askerî varlığını güçlendirirken diğer taraftan da bölgede yoğun bir demografik mühendislik ve Şiileştirme politikası yürütmektedir. Bu da Suriye’nin güneyindeki petrollere gözünü dikmiş olan Moskova tarafından hoş karşılanmamaktadır.

Ekonomik Kaynaklar Üzerinde Çekişme

Yaklaşık 10 yıllık iç savaşın ardından siyasi diyalog ve yeniden yapılanma girişimlerinin konuşulmaya başlanmasıyla birlikte her iki ülke Suriye’de yaptıkları harcamaları telafi etme yarışına girmiştir. Tahran, içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılara rağmen rejime önemli ölçüde finansal ve askerî yardım sağlayan ülke sıfatıyla savaş sonrası dönemde ekonomik imtiyazlardan en üst seviyede yararlanmayı doğal bir hak olarak görmektedir. Esed ise çeşitli imtiyazlar vermek suretiyle iktidarda kalmasını borçlu olduğu iki müttefiki arasında denge kurmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda Rusya Suriye’deki “hizmetlerinin” karşılığında 2018 yılında ülkenin petrol ve doğal gaz üretimi münhasır haklarıyla ödüllendirilmiştir. Başta Başkent Şam’ın kuzeyindeki petrol yatakları olmak üzere rejimin kontrolü altında bulunan yerlerde petrol yataklarının işletilmesi büyük oranda Rus şirketlerine bırakılmıştır. Ayrıca stratejik Tartus Limanı 49 yıllığına Rusya’ya kiralanmıştır. Moskova’nın Suriye’de elde ettiği imtiyazlar Esed’in bir diğer müttefiki Tahran’ı rahatsız etmiştir. Meclis Millî Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Heşmetullah Felahetpişe Ocak 2019’da Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Rusya’ya tanınan imtiyazlar konusunda Tahran’ın serzenişlerini dile getirdikten sonra “İran ve Rusya’nın Suriye’yi savunmak için eşit çaba harcadığını dolayısıyla ekonomik fırsatlardan da iki ülkenin eşit derecede yararlanması gerektiğini” söylemiştir. Aynı şekilde Şubat 2018’de de eski DMO Komutanı Rahim Safevi, İran’ın Suriye’de yaptığı yatırımların geri döndürülmesi gerektiğini” savunmuştu. Bu açıklamaların ardından Şam tarafından İran’a da bazı ekonomik imtiyazlar verildiği görüldü. Esed’in Mart 2019’da Tahran’a gerçekleştirdiği ziyarette, iki ülkenin Lazkiye Limanı’nın işletilmesinin İran’a bırakılması konusunda anlaşmaya vardıkları duyuruldu. Ayrıca 22 Kasım 2019’da 200 bin ve 2 Şubat 2020’de de 30 bin konut yapımı konusunda İran Yol ve Şehircilik Bakanlığı ile Suriye Şehircilik Bakanlığının anlaştıkları açıklandı. Son olarak 20 Nisan 2020’de Suriye Petrol ve Maden Bakanı Ali Ganım Ebu Kemal petrol sahasının İranlı şirketler tarafından işletilmesi anlaşmasının mecliste onaylandığını duyurdu.

Suriye’de İran’ı Zayıflatma Çabaları

Rusya, İran’ın Suriye’deki nüfuzunu kırmak için şu ana kadar birçok girişimde bulunmuştur. Moskova ilk olarak İran’ın Suriye ordusu ve güvenlik makamlarındaki etkisini kırmak için Esed’i orduda bazı üst düzey değişiklikler yapmaya zorlamıştır. Bu çerçevede orduda bir taraftan Rusya Savunma Bakanlığı tarafından geliştirilen taktiklerin entegrasyonu için bazı yapısal değişiklikler yapılırken diğer taraftan da İran yanlısı olmalarıyla bilinen komutanların yerine Moskova taraftarı subaylar getirilmiştir. Ayrıca Moskova Şam’ın İran yanlısı milis güçlere bağımlılığını azaltmak ve Esed’in komutası altında hareket eden muharebe birimlerini güçlendirmek için üyeleri Rusya tarafından dikkatle seçilen paramiliter güçler oluşturmuştur. Hatta Moskova Tahran’ın en sadık milis güçlerinden biri olan Fatimiyyun Tugayı’nın etkili komutanlarından Deyrizor bölgesinde konuşlanmış Abdullah Salahi’yi yanına çekmek için eğitim ve lojistik destek teklifinde bulunmuştur. Suriye’de Tahran-Moskova arasındaki güç mücadelesi zaman zaman sıcak çatışmaya da dönüşmüştür. Halep, Lazkiye ve Deyrizor kentleri 2019 yılı boyunca Tahran ve Moskova yanlısı milis gruplar arasında birçok çatışmaya sahne olmuştur. Son olarak Moskova, İsrail saldırılarını da Tahran’ın Suriye’deki nüfuzunu kırmak için etkin biçimde kullanmıştır. İran’ın Suriye’deki askerî varlığı Moskova’nın açık onayıyla gerçekleşen yoğun İsrail hava saldırıları sonucu ciddi yaralar almıştır. Hatta son haftalardaki yoğun İsrail saldırıları, İran’ın 2011’den beri ilk kez Suriye’deki askerî varlığını gözden geçirmeye başladığı iddialarına neden olmuştur. Sonuç olarak neredeyse 10 yıllık kanlı iç savaşın ardından Suriye’de ortaya çıkan siyasi çözüm ve yeniden yapılanma girişimlerinin konuşulmaya başlandığı yeni denklemde İran istenmeyen aktör hâline gelmiştir. Bununla birlikte şu aşamada Moskova’nın Tahran’la ipleri tamamen koparacak adımlar atması beklenmemelidir. Fakat siyasi çözüm sürecinin güçlenmesi ve İran’ın sahadaki askerî kazanım çabalarına devam etmesi Tahran-Moskova arasını önümüzdeki günlerde daha da açacaktır.

İran, Rusya, Suriye, İsrail

Afganistan’da Siyasi Belirsizlik Sona Erdi

Rahimullah Farzam

Gani ile Abdullah arasında iktidar paylaşımını öngören anlaşma ülkenin önde gelen siyasi figürlerinin hazır bulunduğu Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda imzalandı.

Afganistan ile İran Arasında Nehre Atılan Göçmen Krizi

Rahimullah Farzam

Afgan göçmenlerin İran güvenlik güçlerince nehre atılması münferit bir olay olmaktan ziyade yaklaşık 40 yıldır süren sistematik bir kötü muamelenin ulaştığı son noktadır.