İran’ın Trump’ın yeni baskı politikasına nasıl karşılık vereceği ve uluslararası toplumun tutumu, stratejinin başarısında belirleyici olacaktır. Son kertede Trump yönetiminin diplomatik esneklik gösterme kapasitesi ile İran’ın taviz verme isteği arasındaki denge, sürecin geleceğini şekillendirecektir.
Trump İran’a Yönelik Yeni Baskı Politikasıyla Neyi Amaçlıyor?
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Şubat Salı günü İran’a karşı maksimum baskı politikasının yeniden uygulanması talimatını içeren Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırası’nı imzaladı. Trump muhtırayı imzalarken “Umarım bunu çok fazla kullanmak zorunda kalmayız.” ifadelerini kullandı. Beyaz Saray kısa süre sonra, Muhtıra’nın anlamı ve kapsamı hakkında detaylı bir bilgi notu yayımladı.
Öncelikle ABD’de Başkanlık Muhtırası’nın (Presidential Memorandum), Trump’ın ilk döneminde (6 Ağustos 2018) İran’a karşı maksimum baskı politikasını başlatan Başkanlık Kararnamesi’nden (Executive Order) –çok esaslı olmamakla birlikte– belirli açılardan farklı bir hukuki statüye sahip olduğunu belirtmek gerekir. Başkanlık Muhtırası, resmî olarak yayımlanması zorunlu olmayan, kurum içi yönerge niteliğinde olup genellikle iç politika ve stratejilerin belirlenmesinde kullanılan idari bir belgeyken; Başkanlık Kararnamesi Başkan’ın yasal yetkileri çerçevesinde çıkarılan, resmen yayımlanması gereken ve daha yüksek hukuki bağlayıcılığa sahip bir belgedir. Bu iki belge arasındaki temel fark, kararnamelerin yasal etki ve bağlayıcılığının daha güçlü olması ve dış politika kararlarında daha sık kullanılmasıdır.
Bu nedenle Trump’ın 4 Şubat’ta imzaladığı belgenin 6 Ağustos 2018’dekine göre yasal açıdan görece daha az ağırlığa sahip olduğu söylenebilir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’la bizzat görüşmek istediğini açıklayan Trump’ın, olası müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla İran’a karşı başlangıçta daha az agresif bir mesaj veren bu yolu tercih ettiği görülmektedir. Ne var ki ABD Başkanı’nın imzaladığı bu belge, şekil itibarıyla müzakerelere kapı aralarken, içeriği itibarıyla müzakereye yanaşmaması durumunda İran’ı çok boyutlu olarak sıkıştıracak kapsamdadır. Bu yeni baskı stratejisi, İran’ın nükleer programından bölgesel faaliyetlerine, füze sistemlerinden ekonomik ilişkilerine kadar geniş bir yelpazede yaptırım ve baskı araçlarını içermektedir.
Stratejinin nükleer boyutu özellikle dikkat çekicidir. Belgede İran’ın nükleer programı, özellikle uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve nükleer silah taşıma kabiliyetine sahip olduğu iddia edilen füzeleri, ABD ve küresel güvenlik için varoluşsal bir tehdit olarak tanımlanmakta ve bu tehdidin ortadan kaldırılması için kapsamlı önlemler öngörülmektedir. Bu çerçevede İran’ın uluslararası terör örgütlerine destek verdiği öne sürülmekte ve ülkenin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) yükümlülüklerini ihlal ettiği iddia edilmektedir. Tahran yönetiminin belirli nükleer tesis ve materyalleri şeffaf şekilde beyan etmediği ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) ülkedeki nükleer tesislere erişimini engellediği iddiası bu ihlallere dayanarak olarak gösterilmektedir.
Trump yönetimi, İran’ın nükleer programının sınırlandırılması, balistik füze kapasitesinin kontrol altına alınması ve bölgesel faaliyetlerinin kısıtlanması için maksimum baskı politikasının gerekli olduğunu savunmaktadır. Uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin ve nükleer başlık taşıma kabiliyetine sahip füzelerin geliştirilmesinin engellenmesi ve UAEA denetimlerinin etkinleştirilmesi de bu politikanın hedefleri olarak sıralanmaktadır.
Bölgesel güvenlik boyutunda, İran’ın “vekil güçler” olarak adlandırılan gruplarla işbirliği içinde yürüttüğü faaliyetler hedef alınmaktadır. Özellikle Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) finansal kaynaklarının kesilmesi, bölgesel ağının zayıflatılması ve desteklediği grupların etkisizleştirilmesi planlanmaktadır. Bu kapsamda, İran’ın Hizbullah ve Husiler gibi gruplara verdiği desteğin engellenmesi için çok boyutlu bir strateji öngörülmektedir. DMO veya İran destekli grupların İran sınırları dışındaki faaliyetlerine karşı, bu grupların hareket özgürlüğünün kısıtlanması ve güvenli bölgeler oluşturmasının engellenmesi için uluslararası bir diplomatik kampanya yürütülecektir. Ayrıca İran’ın askerî kapasitesinin sınırlandırılması amacıyla teknolojik kısıtlamaların devreye sokulması da stratejinin önemli ögeleri arasındadır. Bu kapsamda İran’ın askerî amaçlı teknoloji transferinin engellenmesi, asimetrik savaş yeteneklerinin sınırlandırılması ve konvansiyonel silah sistemlerinin kontrol edilmesi hedeflenmektedir. Dolayısıyla İran’ın hem savunma sanayiine hem de sivil teknoloji altyapısına yönelik kısıtlamalar öngörülmektedir.
Daha önce olduğu gibi ABD’nin yeni baskı politikasında da ekonomik yaptırımlar merkezî bir rol oynamaktadır. Bu yaptırımlar üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir: (1) İran’ın petrol ihracatını tamamen durdurmak; (2) uluslararası finansal sisteme erişimini engellemek ve (3) yaptırımları delmesinin önüne geçmek.
Stratejinin en kritik yönü, İran’ın en önemli gelir kaynağı olan petrol ihracatını hedef almasıdır. Özellikle İran’ın, en büyük petrol alıcısı konumundaki Çin’e petrol satışının durdurulması planlanmaktadır. Washington yönetimi ayrıca Körfez ülkelerinin yaptırımları delmek için transit noktası olarak kullanılmasını engellemek amacıyla bölgesel işbirliğini güçlendirmeyi planlanmaktadır. Bu çerçevede, özellikle Irak finans sisteminin İran tarafından yaptırımlardan kaçınmak veya yaptırımları aşmak için kullanılmasının önlenmesine yönelik tedbirler geliştirilmesi hedeflenmektedir. Genel olarak ABD, İran’a karşı “müttefiklerle koordinasyon içinde hareket etmeyi ve uluslararası baskıyı artırmayı” amaçlamaktadır. ABD açısından bunun önemli bir parçası da yaptırımların etkinliğini artırmak için BM mekanizmalarını aktif şekilde kullanmak ve “müttefikler” kanalıyla “tetik” (Snapback) mekanizmasını işleterek Temmuz 2015’te imzalanarak Ocak 2016’da yürürlüğe giren nükleer anlaşmayla kaldırılan BM yaptırımlarını yeniden devreye sokmak olacaktır. Zira ABD, Trump’ın ilk döneminde, Mayıs 2018’de anlaşmadan çekildiği için bu mekanizmayı harekete geçirememektedir.
Trump’ın yeni döneminde İran’a karşı uygulayacağı maksimum baskı stratejisi, önceki politikadan farklı olarak daha sistematik ve çok boyutlu bir yaklaşım sunmaktadır. Stratejinin en dikkat çekici yönü, İran’ı sadece nükleer program açısından değil, bölgesel faaliyetleri, füze sistemleri ve ekonomik ilişkileri açısından da hedef almasıdır. Bu çok boyutlu yaklaşım, İran’ın manevra alanını önemli ölçüde daraltmayı ve ülkeyi müzakere masasına oturtmayı amaçlamaktadır. Ancak İran’ın yaptırımları aşma konusundaki tecrübesi ve alternatif ekonomik ilişkiler geliştirme kapasitesi, stratejinin etkinliğini sınırlayabilecek faktörler olarak öne çıkmaktadır.
Bu kapsamda özellikle Çin ve Rusya gibi ülkelerin tutumu, stratejinin etkin bir şekilde uygulanması açısından belirleyici olabilir. Önümüzdeki dönemde bu strateji, İran-ABD ilişkilerinin seyrini belirleyeceği gibi bölgesel dinamikleri de etkileyecektir. Anlaşmazlık durumunda devreye girecek olan yaptırımların İran ekonomisi ve siyasi sistemi üzerinde ciddi baskı yaratması kaçınılmazdır. İran’ın bu baskıya nasıl karşılık vereceği ve uluslararası toplumun tutumu, stratejinin başarısında belirleyici olacaktır. Son kertede Trump yönetiminin diplomatik esneklik gösterme kapasitesi ile İran’ın taviz verme isteği arasındaki denge, sürecin geleceğini şekillendirecektir.
- Etiketler:
- ABD
- İran
- Maksimum Baskı 2.0
- Yaptırımlar
- Nükleer Program