Hasan Ruhani’nin Eleştirileri Nasıl Okunmalı?

Hasan Ruhani’nin Eleştirileri Nasıl Okunmalı?
Toplumsal huzurun ve rızanın güvenlik merkezli yaklaşımlardan daha kalıcı bir istikrar üreteceğini ifade eden Ruhani, iç sorunların çözümünün dış tehdit söylemi üzerinden ertelenmesinin artık toplumda karşılık bulmadığını vurguladı.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

İran’ın 2013-2021 yılları arasında görev yapan 6. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 28 Ocak Çarşamba günü 11. ve 12. dönem hükümetlerinde görev yapmış bakanlar ve üst düzey yetkililerle bir araya gelerek ülkenin güncel siyasal ve toplumsal gündemine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. 28 Aralık’ta başlayarak binlerce can kaybına neden olan ve sert güvenlik müdahaleleriyle bastırılan protestoların ardından gerçekleştirilen bu toplantıda Ruhani, protestoların nedenlerinden toplumsal memnuniyetsizliğe, kurumsal yapının işleyişinden dış politika baskılarına kadar uzanan birçok konuda açıklamalarda bulundu.

Ruhani, protestoların ani ve öngörülemez bir gelişme olarak ele alınmasını reddederek yaşananların uzun süredir biriken ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların sonucu olduğunu ifade etti. İnsanların artan geçim sıkıntısının, adalet duygusundaki aşınmanın ve siyasal kanalların tıkanmasının açık uyarı işaretleri verdiğini belirten Ruhani, yönetimin bu sinyalleri zamanında dikkate almadığını söyledi. Bu çerçevede Ruhani, toplumsal memnuniyetsizliğin geçici ya da yüzeysel tedbirlerle giderilemeyeceğini vurguladı. Mevcut koşullarda halkın beklentilerine yanıt verecek esaslı ve kapsamlı bir reform sürecine ihtiyaç olduğunu ifade eden Ruhani, bu reformların yalnızca ekonomik alanla sınırlı kalmaması gerektiğini dile getirdi. Karar alma süreçlerinden yönetim anlayışına kadar uzanan geniş bir alanda değişimin kaçınılmaz hâle geldiğini ifade eden Ruhani, mevcut sorunların ancak bu tür bütüncül bir yaklaşım ile ele alınabileceğini belirtti.

Ruhani’nin üzerinde durduğu başlıklardan biri de son yıllarda seçimlere katılım oranlarında yaşanan düşüş oldu. Ruhani, düşük katılımın teknik ya da geçici bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak bunun halkın siyasal sisteme ve yönetime yönelik açık bir mesajı olduğunu söyledi. Sandığa gitmemenin de bir tür siyasal tutum ve ifade biçimi olduğuna dikkat çeken Ruhani’ye göre, toplum bu yolla memnuniyetsizliğini ve mevcut yönetim anlayışına yönelik itirazlarını ortaya koydu. Bu nedenle seçimlere katılım oranının, yalnızca istatistiksel bir veri değil toplumun ruh hâlini ve siyasal sürece bakışını yansıtan önemli bir gösterge niteliği taşıdığını ifade etti.

Dış politika başlığında ise Ruhani, ABD ve diğer aktörlerle yaşanan gerilimlerin “ilişki kurmaktan ziyade “düşmanlığı yönetmek” perspektifiyle ele alınmasını savundu. Gerilimlerin kontrol altına alınmasının mümkün olduğunu belirten Ruhani, bunun taviz anlamına gelmediğini, aksine ülkenin karşı karşıya kaldığı maliyetleri sınırlamaya dönük rasyonel bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

İran’ın Eski Cumhurbaşkanına göre halkın en fazla önem verdiği sekiz ila on temel meselenin referanduma götürülmesi mevcut koşullarda bir çözüm olabilir. Toplumsal rızanın yeniden tesis edilmesinin hem iç istikrarın sağlanması hem de İran’ın dış baskılar karşısında elini güçlendirmesi açısından kritik önemde olduğunu belirten Ruhani, yönetimin toplumla yeniden bağ kurmasının zorunlu hâle geldiğini söyledi.

Ruhani açıklamalarını, mevcut koşullarda en acil ihtiyacın toplumda birlik duygusunun güçlendirilmesi olduğu vurgusuyla tamamladı. Toplumsal huzur ve rızanın güvenlik merkezli yaklaşımlardan daha kalıcı bir istikrar üreteceğini ifade eden Ruhani, iç sorunların çözümünün dış tehdit söylemi üzerinden ertelenmesinin artık toplumda karşılık bulmadığını vurguladı.

Ruhani’nin bu çıkışları, protestoların ardından sistem içinden yapılan tek eleştirel ses olarak kalmadı. Bir gün önce, yaklaşık on beş yıldır ev hapsinde bulunan reformcuların lideri eski Başbakan Mir Hüseyin Musevi, protestolarda yaşananları “ülke tarihine eklenen kara bir sayfa” olarak nitelendirdi ve yönetime iktidardan çekilme çağrısında bulundu. Musevi, yaşananların birikmiş krizlerin sonucu olduğunu vurgularken sistemin mevcut sorunlara çözüm üretme kapasitesini yitirdiğini ifade etti.

Benzer biçimde Mehdi Kerrubi de yayımladığı açıklamada, ülkenin içinde bulunduğu durumu doğrudan Devrim Rehberi Ali Hamenei’nin iç ve dış politikadaki tercihleriyle ilişkilendirdi. Protestolarda yaşanan can kayıplarına da değinen Kerrubi, bu şiddetin hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacağını ve sonrasında yapılan açıklamaların yaşananları telafi etmeye yetmediğini ifade etti.

Sonuç olarak, protestolar sırasında hâkim olan sessizliğin ardından sistem içinden eleştirel seslerin giderek daha duyulur hâle gelmeye başladığı görülmektedir. Hasan Ruhani, Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin açıklamaları, bu sürecin farklı tonlarda fakat benzer referanslarla dile getirildiğini ortaya koymaktadır. Ruhani, yaşananları sistem içi reform ihtiyacına işaret eden temkinli bir çerçevede ele alırken Musevi ve Kerrubi, mevcut siyasal yapının çözüm üretme kapasitesini büyük ölçüde yitirdiğini savunan daha açık bir kopuş perspektifi sunmaktadır. Buna karşın her üç yaklaşım da protestoları geçici bir güvenlik sorunu olarak değil, siyasal temsil, katılım ve toplumsal rıza mekanizmalarında biriken yapısal bir meşruiyet krizinin dışavurumu olarak okumaktadır. Bu tablo, İran siyasetinde reformcu ve muhalif aktörlerin aynı krizi farklı yoğunlukta ve fakat ortak bir siyasal zeminden değerlendirdiğini göstermektedir.

Ruhani İran’da değişimin öncüsü olabilir mi?

Hasan Ruhani, sekiz yıllık cumhurbaşkanlığı döneminin ardından iktidardan çekilmiş olsa da İran siyasetinde etkisi tamamen sona ermiş bir figür değildir. Aksine görevden ayrıldıktan sonra da düzenli biçimde siyasal temaslarını sürdürmesi, farklı eğilimlerden aktörlerle ilişkisini koruması ve belirli aralıklarla kamuoyuna yansıyan eleştirel çıkışlar yapması, Ruhani’nin sistem içindeki konumunu canlı tutmuştur. Bu durum, özellikle İran’da değişim arayışlarının yeniden gündeme geldiği dönemlerde onu olası bir alternatif olarak öne çıkarmaktadır.

Ruhani’nin bu tartışmalardaki ağırlığını belirleyen en önemli unsur, sahip olduğu kurumsal ve siyasi tecrübedir. İran siyaset sahnesinde çok az isim, Ruhani kadar farklı mevkilerde görev yapmıştır. Meclis Başkanvekilliği, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği, uzun yıllar süren Uzmanlar Meclisi üyeliği ve iki dönemlik cumhurbaşkanlığı, Ruhani’ye devletin siyasi, güvenlik ve istihbarat boyutlarını yakından tanıma imkânı sağlamıştır. Bu çok katmanlı tecrübe, Ruhani’yi özellikle Hamenei sonrası döneme ilişkin senaryolarda, “sistemi bilen” ve “kriz yönetme kapasitesine sahip” bir figür olarak öne çıkarmaktadır.

Ruhani’nin dikkat çeken bir diğer özelliği, Şii dinî otorite ağlarıyla kurduğu ilişkilerdir. Hem Kum hem de Necef’teki dinî çevrelerde sahip olduğu itibar, onu yalnızca bir siyasetçi olmaktan ziyade dinî meşruiyetle temas edebilen bir figür hâline getirmektedir. 2019 yılında Irak ziyareti sırasında Ayetullah Ali Sistani tarafından kabul edilmesi, bu açıdan sembolik önemi yüksek bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Her ne kadar bu ilişkiler Rehber belirleme süreçlerinde doğrudan belirleyici olmasa da İran siyasetinde meşruiyet algısının şekillenmesinde dolaylı fakat etkili bir rol oynadıkları bilinmektedir.

Bu özellikler, Ruhani’nin adının son yıllarda özellikle reformcu çevreler ve ılımlı muhafazakârlar tarafından olası bir Rehberlik alternatifi olarak anılmasına yol açmıştır. Ruhani’nin görevden ayrıldıktan sonra eski bakanlar, valiler ve kendi siyasal hattına yakın figürlerle düzenli toplantılar yapması, bu toplantılarda mevcut yönetime yönelik eleştirilerini açık biçimde dile getirmesi, onu “köşesine çekilmiş eski bir cumhurbaşkanı” olmaktan ziyade aktif bir siyasal figür olarak konumlandırmıştır. Ancak bu görünürlük, Ruhani’yi aynı zamanda müesses nizam ve özellikle radikal muhafazakâr çevrelerin hedefi hâline getirmiştir. Ruhani’nin reform, referandum ve dış politikayla ilgili çağrıları, müesses nizam tarafından mevcut güç dengelerini zorlayabilecek söylemler olarak algılanmakta ve zaman zaman sert tepkiyle karşılanmaktadır. Bu bağlamda Ruhani, sistem içi bir aktör olmasına rağmen, giderek “potansiyel bir alternatif merkezi” olarak görülmeye başlanmıştır.

Bu algının somutlaştığı kritik anlardan biri, İran ile İsrail arasında yaşanan on iki günlük çatışma süreci olmuştur. Çatışmanın ilk günlerinden sonra, İran içinde “uzlaşma” ve “çatışmanın sınırlandırılması için diplomatik kanalların devreye sokulması” yönünde girişimler olduğu iddiaları gündeme gelmiştir. Tesnim Haber Ajansı, Ruhani’yi kastederek bazı “sorunlu unsurların” ABD ve İsrail ile uzlaşmak için Kum’daki dinî mercileri devreye sokmaya çalıştığına dair haberler servis etmiştir. Bu süreçte Ruhani’nin Kum’daki bazı üst düzey mercilerle doğrudan temas kurarak ABD ve İsrail’in önerilerinin değerlendirilmesi ve özellikle uranyum zenginleştirmenin durdurulması gibi başlıkların ele alınması gerektiğini gündeme getirdiği iddia edilmiştir.

Benzer şekilde, son protestolar devam ederken Ruhani’nin eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile birlikte ev hapsine alındığına dair iddiaların ortaya atılması da dikkat çekicidir. Bu iddialar doğrulanmamış olsa da Ruhani’nin kriz dönemlerinde yeniden gündeme gelmesi ve bu tür söylentilerin dolaşıma sokulması, onun İran siyasetindeki sembolik ağırlığını göstermesi bakımından önemlidir.

Bu gelişmeler, Ruhani’nin yalnızca geçmişte kalmış bir isim olmadığını göstermektedir. Aksine, İran’da olası bir değişimin, özellikle de sistem içinden bir yeniden yapılanmanın tartışıldığı her dönemde yeniden gündeme gelen bir aktördür. Ruhani etrafında yürüyen tartışmalar, İran siyasetinde değişimin yalnızca sokak hareketleri ya da radikal kopuşlar üzerinden değil sistem içi seçenekler üzerinden de ele alındığını ortaya koymaktadır.

Hasan Ruhani’nin İran’da bir “değişim öncüsü” olup olamayacağı sorusu, kişisel niyetlerden çok yapısal koşullar üzerinden değerlendirilmelidir. Ruhani, mevcut siyasal düzeni kökten dönüştürebilecek bir aktör değildir. Buna karşın derinleşen meşruiyet sorunlarının sistem içi bir yeniden dengeleme yoluyla yönetilebileceğini düşünen çevreler açısından anlamlı bir isimdir. Kurumsal deneyimi, devlet içindeki ilişkileri ve dinî meşruiyet odaklarıyla temas kurabilme kapasitesi, onu kriz dönemlerinde “yumuşak geçiş” ve sınırlı bir yeniden yapılanma ihtimali bakımından öne çıkarmaktadır.

Bununla birlikte Ruhani’nin hareket alanı ciddi biçimde sınırlıdır. Devrim Muhafızları’nın kurumsal ağırlığı, radikal muhafazakâr gruplar arasındaki iktidar mücadelesi ve Uzmanlar Meclisi’nin yönelimleri, bu sınırların başlıca unsurlarıdır. Bu nedenle Ruhani’nin siyasal geleceği, kendi tercih ve hamlelerinden ziyade İran siyasal sisteminde güç dengelerinin nasıl şekilleneceğine ve olası bir geçiş sürecinin kimler tarafından yönetileceğine bağlıdır.

Bu bağlamda Ruhani, değişimin öznesi olmaktan çok, İran’da değişimin hangi yollarla ve hangi sınırlar içinde mümkün olabileceğine dair tartışmaların odağında yer almaktadır. Onun etrafında yürüyen tartışmalar, mevcut düzenin sürdürülebilirliğinin sorgulandığını, ancak bu sorgulamanın hâlen sistem içi seçeneklerle sınırlı kaldığını göstermektedir.