İran'da Sistemiçi Çatışma

Mehmet Koç İç Politika Uzmanı

İran’da bir tarafta Devrim Rehberi’nin diğer tarafta da Cumhurbaşkanının yer aldığı yapının özellikle son yıllarda artan şekilde sistemi ve yürütme erkini çıkmaza sürüklediği gözlemlenmektedir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 2013 yılında Cumhurbaşkanlığına seçilmesini takiben Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamenei ile söylem ve icraat alanlarında yaşadığı ve son dönemlerde dozu artan ihtilaflar bu sistem sorununu net şekilde ortaya koymaktadır. Öyle ki gelinen noktada İran İslam Cumhuriyeti siyasi elitlerinin Devrim Rehberi’ni kamu önünde eleştirmeme eşiği de geçilmiş bulunmakta ve Cumhurbaşkanı Ruhani karşıtı tutumlarını agresif olmayan bir dille de olsa basın üzerinden kamuyla paylaşmaktan çekinmemektedir. Haşimi Rafsancani ve Muhammed Hatemi gibi iki güçlü cumhurbaşkanının 16 yıllık iktidarlarından sonra kendisine çok daha bağlı bir cumhurbaşkanı olan Mahmud Ahmedinejad[1] döneminde rahat bir nefes alan Devrim Rehberi’nin Cumhurbaşkanının bu tutumlarından oldukça rahatsız olduğu görülmektedir.

Görüş farklılıklarının sistemin gidişatı açısından ifade ettiği anlama geçmeden önce Hamenei ve Ruhani arasındaki temel ihtilaf noktalarına değinmek yerinde olacaktır. Öncelikle, Ruhani hükümeti nükleer mesele etrafında Batı ile Farsça Bercam kodlamasıyla anılan bir müzakere metodu yürütmüş ve müzakerelerin olumlu seyrine dayalı olarak benzer bir metodun iç siyaset sorunlarını çözmekte de kullanılabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Ruhani Bercam 2’den bahsetmiştir. Nükleer müzakereler konusunda kuşkucu tavrıyla bilinen Ayetullah Hamenei ise bu tarz bir düşünceye şiddetle karşı çıkmıştır. Buna ilaveten, Anayasa Koruyucuları Konseyi’nin yetkileri ve devrimci olup olmamak gibi tartışmalar da İran devletinin hâlihazırdaki en güçlü iki figürünü karşı karşıya getiren konular arasında yer almıştır.[2] İkili arasındaki diğer kayda değer görüş farklılığı ise ekonomi alanında kendisini göstermiştir. Ülkenin ekonomik sorunlarının çözümünde İran’ın dışa özellikle de Batı’ya bağımlılığının asgari düzeyde olduğu ‘direniş ekonomisi’ doktrininin uygulanması gerektiğini belirten Devrim Rehberine karşı Cumhurbaşkanı yabancı sermayenin etkin şekilde ülke ekonomisine entegre edildiği ‘rekabetçi ekonomiden’ yana tavrını koymuştur. Anlaşmazlığa neden olan diğer bazı konular ise şunlardır:

  • Cumhurbaşkanının rahatsızlık duymasına rağmen siyasi-dini alanda sivil ahlak polisinin tesis edilmesi ve gerekirse insanları zorla cennete gönderme söylemleri,
  • Ruhani’nin dinin devletin egemenliğine girmesi durumunda ortaya çıkacak tehlikeye dikkat çekmesi;
  • İfade ve basın özgürlüğü kapsamında tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması;
  • Muhafazakâr unsurların sosyal alanda kadınların çalışması ve sosyal yaşamda aktif rol almalarından duydukları rahatsızlık;
  • Devrim Rehberi’nin İngilizce eğitimini yozlaşmış Batı kültürünün ülkeye sirayet mecrası olarak eleştirmesi ve cevap olarak Cumhurbaşkanının yabancı dil eğitiminin yararlarına dikkat çekmesi
  • Cumhurbaşkanının yurtdışına gönderilen burslu öğrencilerin dosyalarında yapılan usulsüzlükleri gündeme getirmesi ve Devrim Rehberin bu meselenin kamuoyu önünde tartışılmasını eleştirmesi.

Yukarıda bahsi geçen ve benzeri diğer konularda Devrim Rehberi Hameneiile siyasi hayatı boyunca sistemin en kilit noktalarında uzun süreli görevler yapmış olan Cumhurbaşkanı Ruhani arasındaki çatışma bir yetki karmaşasından mı kaynaklanmaktadır? Bu çatışmanın neticesinde görevi aday adaylarının dosyalarını incelemek olan Anayasa Koruyucuları Konseyi Devrim Rehberi’ne karşı açıktan muhalefet eden Hasan Ruhani’nin 2017 baharındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine muhtemel adaylığını anayasaya sadakatsizlik gerekçesiyle veto edebilir mi? Diğer bir ifadeyle, Cumhurbaşkanı görev ve yetkileri mutlak olan Devrim Rehberine karşı anayasal suç mu işlemektedir? Bu ve benzeri sorular ikili arasındaki ihtilafın sıradan görüş ayrılığından çok daha derin anlamlar içerdiğini ortaya koymaktadır.

İran Anayasası Devrim Rehberi’nin konumunu yasama, yürütme ve yargı erklerinin üstünde tanımlamıştır.[3]Başkomutanlık, ülkenin genel politikalarını belirlemek, referandum talimatı vermek, savaş ve barış ve seferberlik ilanı[4] gibi Devrim Rehberi anayasada belirtilen yürütme görevlerinin dışındaki görevleri Cumhurbaşkanına bırakmıştır.[5] Devletin genel politikalarını belirlemek ve açıklamak Devrim Rehberinin yetkisindedir. Cumhurbaşkanı yürütmeden sorumlu yetkili olarak söz konusu politikaları uygulamakla mükelleftir. Bu noktada sorulması kaçınılmaz olan soru ise İran İslam Cumhuriyeti’nin işleyişi konusunda en yetkin isimlerden olan Cumhurbaşkanının hangi gerekçe ve motivasyonla Devrim Rehberi’ne karşı tutum ve açıklamalar geliştirdiğidir.

Hasan Ruhani’nin siyasi kariyerini ve arkasındaki sosyo-politik dinamikleri bilmeden bu soruyu cevaplandırmak güçtür. Ruhani, devrim sonrası birçok süreçte aktif rol almış ve devletin en kritik güç merkezlerinde bulunmuş siyasi bir aktördür.1999’da Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri iken meydana gelen öğrenci olaylarında ülkenin içinde olduğu krizin kontrol altına alınmasında büyük payı olan da Ruhani’den başkası değildir. Dolayısıyla Ruhani’nin İslam Cumhuriyetinin temel ilkelerine ve varoluşuna muhalif olduğunu düşünmek için hiçbir neden yoktur. Ancak Ruhani ülkenin içerisinde olduğu değişim sürecini ve toplumun karşı karşıya olduğu maddi ve manevi sorunları hem yakından gözlemlemekte hem de bunlara çözüm üretme sorumluğunu taşımaktadır. Çözüme engel olarak gördüğü yerleşik düzenin değişime direnmesi ve kendisine yaptığı baskı Ruhani’nin karşıt tutumunun nedenlerindendir. Ayrıca küresel aktörlerle imzaladığı anlaşmanın gereği olarak düzenli işbirliğinin kaçınılmazlığı üzerinde duran Cumhurbaşkanı, Batı’yı sürekli düşman algısı üzerinden kamuya lanse eden Devrim Rehberi’nin açıklamalarıyla zor durumda kalmaktadır. Haşimi Rafsancani’nin de belirttiği gibi yürütmeden sorumlu biri olarak Ruhani seçim çalışmaları sırasında görev ve yetkilerini aşan vaatlerde bulunmuş ve bunları yerine getirebilecek imkân ve kabiliyetlerinin sınırlı olduğu gerçeği Cumhurbaşkanını anayasal sınırları zorlayarak yerleşik düzene karşı bir savaşımın içerisine itmiştir.

Ruhani, cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşık 13 ay kala toplumu doğrudan ilgilendiren ekonomik sorunları çözebilmiş değildir. Ekonomik sorunları çözebilmek için en çok bel bağladığı Nükleer Anlaşma da şimdiye kadar kendisine gerekli imkân ve avantajları sağlamanın uzağında kalmış görünmektedir. Ancak buna rağmen seçim çalışmaları sırasında bir yandan ülkenin en kritik sorununu çözme vaadini sürdürecek olan Ruhani’nin diğer yandan çözüm girişimlerine engel olduğunu düşündüğü sistemden kaynaklı sorunları vurgulayarak seçmenden oy isteyeceğini söylemek mümkündür.

Her ne kadar konjonktürel bazı konular üzerinden su üstüne çıkmışsa da sistem içi bu çatışma,İran İslam Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi ile yakından ilişkilidir. Sistemin piramidinin en üst kısmında bir yandan İslamiyet’i temsil eden Velayet-i Fakih Kurumu ya da Devrim Rehberliği diğer tarafta ise cumhuriyeti temsil eden Cumhurbaşkanlığı bulunmaktadır. Veliyy-i Fakih / Devrim Rehberi seçildiği makama pratikte kaydıhayat şartıyla seçilirken Cumhurbaşkanı dört yıllık bir süre için seçilmektedir. Veliyy-i Fakih seçildikten sonra meşruiyetini ilahi kaynaklardan alırken, cumhurbaşkanının meşruiyeti halka dayanmaktadır. Bundan dolayı, Veliyy-i Fakih halka karşı sorumluluğundan ziyade nâibi olduğu Gâip İmam’a karşı sorumluluğunun gereğini yerine getirmekle kendisini sorumlu hissederken, cumhurbaşkanı artı ve eksileriyle dört yılın ardından tekrar halk karşısına çıkmak zorundadır.

Sonuç olarak, sistem içerisindeki siyasi elitler arasında ortaya çıkan bu çatışma geçici bir durumdan ibaret olmadığından cumhurbaşkanının değişmesiyle sona ereceğe de benzememektedir. İlk defa 1997’de Muhammed Hatemi’nin iktidara gelişi ile gün yüzüne çıkan bu çatışma ve görüş ayrılıkları her geçen gün daha da derinleşmektedir. Rejimin muhafazakâr kurum ve temsilcilerinin bu tutumlarını sürdürmelerinin ileride sistem için daha vahim sonuçlar doğurması muhtemeldir. Ekonomik alanda başlatılmış olan yapısal reformların sosyo-kültür, eğitim ve dolayısıyla siyaset alanlarına kaçınılmaz etkilerinin olacağı dikkate alınırsa bu sistem kilitlenmesinin orta vadede ülkeyi devlet millet çatışmasına kadar uzanacak topyekûn bir siyasi kriz ile karşı karşıya bırakması muhtemeldir. Zira bir taraftan artan eğitim ve kültür seviyesi sonucu sekülerleşen orta sınıf ve zengin kesim öte taraftan bu değişime direnen ve modernizme karşı geleneğin korunmasını savunan devletin temel kurumları söz konusu kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir. Ne var ki mevcut koşullarda İran’ın bir siyasi kriz ortamına sürüklenmesinin telafisi zor sorunlara yol açacağı aşikârdır. Bu nedenle Devrim Rehberi ile Cumhurbaşkanı arasında hâlihazırda süren gerilimin bundan daha ileri düzeye taşınmayacağını söylemek mümkündür. Fakat farklı kaygılarla dozu düşürülse de bu gerilimin dönemsel olmadığı, orta ve uzun vadede geri dönülmez sistem tartışmalarını doğuracağı görülmektedir.

[1]Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığının ikinci döneminin son yılında yaşanan olumsuzlukları hesaba katmazsak Hamenei, Ahmedinejad için “meşrutiyetten bugüne kadar en başarılı cumhurbaşkanı” nitelemesinde bulunmuştur.

[2]Devrim ilkelerinden taviz vermemesi kastedilmektedir.

[3] Kanun-i Esasiy-i Cumhuriy-i İslamiy-i İran,  Madde: 57 (İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, Madde:57)

[4] Kanun-i Esasiy-i Cumhuriy-i İslamiy-i İran,  Madde: 107(İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, Madde:107)

[5]Kanun-i Esasiy-i Cumhuriy-i İslamiy-i İran,  Madde: 113 (İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, Madde:113)

İran’dan Üst Düzey Askeri Ziyaret ve Anlamı

Hakkı Uygur

Türkiye’nin son yıllarda politik ilişkilerini geleneksel müttefiklik ilişkilerinin ötesine taşımaya çalıştığı ve bu amaçla çok yönlü dinamik bir dış politika izlediği biliniyor.