İran’ın Afgan Sığınmacılara Yönelik Uygulamaları

İran’daki ağır ekonomik kriz ve yaptırımlar, bu ülkedeki mültecilere karşı toleransı günden güne aşağı çekmekte ve ülkedeki yabancılara karşı yaptırımların ağırlaşmasına sebep olmaktadır.

Afganistan Mülteciler ve Geri Dönüş Bakanlığı, geçen ay İran’ın ülkedeki yaklaşık 7.000 Afgan sığınmacıyı Afganistan’a sınır dışı ettiğini açıklamıştır. Keza Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) de temmuz ayında yaptığı açıklamada; İran’ın, ülkeye son dönemde giriş yapan sığınmacıların %65’ini yakalayarak Afganistan’a sınır dışı ettiğini duyurmuştur. Esasında bu, iki yıldır yükselişe geçen bir durumun devamı niteliğindedir. Zira geçen sene Uluslararası Göç Örgütü (IOM) de benzer bir açıklamada bulunmuş ve yıl boyunca 1 milyondan fazla Afgan’ın sınır dışı edildiğini söylemiştir. Afganistan nüfusunun yaklaşık 40 milyon olduğu düşünüldüğünde bu sayıların ne derece büyük olduğu anlaşılabilir. 

Bütün bu sınır dışı işlemlerinin yanı sıra nisan ayından bu yana, İran’dan Afgan sığınmacılara yönelik gerçekleşen şiddet olaylarının videoları sosyal medyaya düşmeye başladı. Sınırda yakalanan mültecilere yapılan kötü muamelenin yanı sıra toplum içerisinde de gerginlikler yükselmeye başlamış durumda. Örneğin geçtiğimiz aylarda Buşehr’de Siyasi, Güvenlik ve Sosyal İşlerden Sorumlu Vali Yardımcısı Muhammed Taki İrani’nin yaptığı açıklamalar, tartışmalara sebep olmuştur. İrani yaptığı açıklamada; ilin “şerefli” insanlarının tamamını sığınmacılara ev veya mülk kiralayarak barınma yardımı yahut iş verme veya bulma gibi faaliyetlerde bulunmamaları gerektiği konusunda uyardıklarını belirtmiş, aksi hâlde kolluk kuvvetlerinin duruma müdahil olacağını ve bu kişilerin yerlerini bildirmeyenlere cezai yaptırımlar uygulanacağını söylemiştir. Keza bütün İran genelinde, sığınmacıların yoğunlukla yaşadığı alanlarda polis devriyelerinin sayısı artırılmış; yol kontrollerinin sıklığı artırılarak belgesiz bir şekilde seyahat eden Afganlar, geri gönderilmek üzere yakalanmaya başlanmıştır. Yine aynı şekilde sokaklarda, çalıştıkları yerlerde ve toplu taşımada belgesiz olarak yakalanan bütün sığınmacılar, geri gönderilmek üzere yakalanmaktadır. Bu noktada İran’ın, yeni gelen sığınmacıların kaydını almakta zorluklar çıkardığı ve ihtiyaç duyduğu belgeleri vermemek üzere bir siyaset yürüttüğü hatırlanmalıdır.

Sahadan kaynaklarla yapılan görüşmelerde, İran’ın bu baskısının ve Afganistan’da iyiden iyiye bozulan ekonomik koşulların, Türkiye’de de Afgan sığınmacıların artışına sebep olduğu yönünde bir kanı bulunmaktadır. Özellikle son dönemde, Türkiye’ye gelen Afganların büyük bir kısmı 5 ay ila 20 yıl arasında İran’da ikamet etmiş veya çalışmış Afganlardan oluşmakta olup transit olarak doğrudan Afganistan’dan Türkiye’ye gelenlerin sayısının, görece az olduğuna dair bir kanı bulunmaktadır. Bozulan ekonomik koşullardan dolayı genellikle ailenin en genç bireyleri, para kazanmak için İran’a veya Türkiye’ye gönderilmektedir. Bu bireylerden beklenti, gittikleri ülkeden kazandıkları parayı ailelerine göndererek yaşam giderlerinin sağlanmasıdır. Bu sebeple önce İran’a geçen genç bireyler (genelde bekâr erkekler), İran’da belli sektörlerde işe girmektedir. Burada yaşanan sorunların ardından para kazanamayacaklarını veya yaşamlarına devam edemeyeceklerini anlayan bu kişiler, Türkiye’ye geçmektedir. 

Afgan mültecilere yönelik benzer bir baskı Pakistan’da da yaşanmaktadır. Birçok sığınmacının belgeleri yenilenmemekte veya iptal edilmektedir. Bu sebeple ülkede yasal haklarından mahrum kalmış ve illegal bir şekilde yaşayan Afganların sayısı yükselmiştir. Bütün bu baskıların sonucunda iki ülkede de Afgan mülteciler zaman zaman protestolar gerçekleştirmektedir. Örneğin 19 Nisan günü İslamabad’da düzinelerce mülteci, UNHCR ofisinin önüne giderek “Ya bizi öldürün ya da bu kötü talihten kurtarın.” pankartları eşliğinde bir gösteri düzenlemiştir. İran’da da benzer gösteriler düzenlenmiş ancak bu protestolar kızışarak şiddete dönüşmüştür. Nisan ayının başında ise Herat’taki İran Konsolosluğuna bir grup protestocu taş atarak “İran’a ölüm!” sloganları atmış; bu durum, İranlılar arasında öfkeye sebep olarak iki ülke arasında yeni bir gerilime sebep olmuştur.

İranlı ve Pakistanlı yetkililer, sığınmacı konusunu ulusal güvenlik meselesi olarak ele almaya ve bu yönde söylemlerini artırmaya başlamıştır. Buna bağlı olarak da sınır dışı işlemleri hız kazanmaya başlamıştır. Pakistan, Afganistan sınırına inşa ettiği çitin %94’ünü tamamlamış durumdadır. Öte yandan 2021’in sonu ila 2022 Şubat ayına kadar Zerenc ve İslam Kale gibi İran-Afganistan sınırının kilit geçiş noktalarından İran’a girmeye çalışan yaklaşık 100 Afgan’ın İranlı güvenlik güçleri tarafından vurularak öldürüldüğü, 460’ının da yaralandığı açıklanmıştır. Keza hasta yakınlarının bildirdiklerine göre yaralılar, sınırda kolluk kuvvetleri tarafından darp edilmiştir.

Afgan sığınmacı meselesi 40 yıldır inişli çıkışlı bir şekilde İran’ın gündemini meşgul eden bir konudur. İran’ın son aldığı sert tedbirler ise ülkede meskûn sığınmacıların yeni arayışlara girmesine sebep olmaktadır. Ülkelerine dönmek istemeyen bu kitlenin, Pakistan’dan ve İran’dan uzaklaşarak Türkiye’ye gelmesi bir hayli olası gözükmektedir. Türkiye’nin böylesi bir dönemde, hâlihazırda sınır güvenliğini artırmış ve sınır dışı işlemlerini hızlandırmış olması ise bu akının önceki yıllara oranla daha az hissedilmesini sağlayacaktır.

Türkiye’deki Bombalı Saldırının İran Basınındaki Yansımaları

Oral Toğa

İran basınında, İstiklal’de yaşanan menfur saldırı ile İran içerisinde yaşanan olaylar arasında paralellikler yaratmaya yönelik bir çaba olduğu görülmektedir.

İran’ın Alternatif Yumuşak Güç Enstrümanı: Sağlık Diplomasisi

Oral Toğa

Ürdün’ün, İran’a diyalog çağrısı yaparak ikili ilişkileri güçlendirmek istediğini belirtmesinin hemen akabinde İran’ın Ürdün’le sağlık konusunda iş birliğine gitmek istemesi, tesadüfen gelişmiş bir konu değildir.