İsrail, ABD ile İran Arasındaki İlk Teması Nasıl Gördü?

İsrail, ABD ile İran Arasındaki İlk Teması Nasıl Gördü?
ABD-İran görüşmelerinin içerik ve gidişatını yalnızca bu iki ülkenin tutumu belirlemeyecektir. Başka ülkelerin de süreçte etkili olmak için farklı araçlar kullanacağını ve bunların başında İsrail’in geldiğini söyleyebiliriz.
Yazı boyutunu buradan ayarlayabilirsiniz

ABD Başkanı Donald Trump’tan peş peşe gelen ve giderek sertleşen askerî müdahale tehditleri karşısında İran, çatışma istemediğini ancak gerekirse savaştan kaçmayacağı yönündeki tutumunu sürdürmekteydi. Fakat bu tutum geçtiğimiz günlerde diplomasiye daha fazla kapı aralayan “müzakereye de savaşa da hazırız” şeklinde güncellendi. Bu ılımlı pozisyon ve Türkiye’nin öncülük ettiği bölge diplomasisi, ABD ile İran heyetlerinin 6 Şubat 2026 Cuma günü Umman’ın başkenti Maskat’ta görüşmesinin önünü açtı.  

Uluslararası medyada çıkan haberler, İran’ın, muhatabının müzakerede ne ölçüde ciddi ve güvenilebilir olduğunu tartmaya çalıştığını ve tek başlık olarak nükleer dosyayı ele almak üzere görüşmeye katıldığını gösteriyordu. ABD ise müzakerelerin içeriğini mümkün olduğunca geniş tutarak nükleer dosyaya ilaveten balistik füze programı, vekil güç ağı ve hatta insan hakları konularını da müzakere etmek istiyordu.  

ABD’nin çağrısıyla ABD ve İran 12 Nisan 2025’te Maskat’ta görüşmeye başladı. Nisan-Mayıs aylarında 5 tur süren görüşmeler yapıldı. Ancak süreç devam ederken İsrail’in 13 Haziran’da İran’ı vurmaya başlaması ve ABD’nin de 22 Haziran’da İran’ın nükleer tesislerini hedef almasıyla tansiyon yükseldi.  12 günlük çatışma boyunca ABD ile İsrail yüksek askerî kabiliyetlerini kullanarak İran’ı vurmuş, İran da kapasitesi ölçüsünde –belki de tamamını devreye sokmadan– İsrail’deki askerî ve sivil hedefleri vurarak karşılık vermişti. Bunun, İran ve İsrail silahlı kuvvetlerinin doğrudan karşı karşıya geldiği ilk çatışma olduğunu not etmek gerekmektedir.

Maskat’taki ilk turun ya da daha sonra başka bir ülkede yapılabilecek turların Haziran 2025’tekinden farklı sonuç verip vermeyeceğini söylemek zordur. Dahası, halihazırda bir kanaat ifade edilse dahi, Ortadoğu coğrafyasında defalarca kanıtlandığı üzere, bugün yapılan bir değerlendirmenin geçerlilik süresi kimi zaman saatlerle, kimi zaman da sadece haftalarla sınırlı kalabilmektedir.

İsrail ne istiyor?

Müzakerelerin arka planı ışığında, ABD ile İran heyetlerinin birbirlerine ne verip karşılığında ne alacağını –eğer bizatihi içeriden değilse– yakından takip eden ülkelerin başında İsrail’in geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın sadece nükleer kapasitesinin değil balistik füze programının da ciddi ölçüde sınırlandırılmasının ve böylece İslam Cumhuriyeti’nin İsrail için varoluşsal tehdit olmaktan çıkarılmasının adeta devlet politikası olduğunu her vesileyle ifade etmekten geri durmuyor. Bu nedenle Netanyahu’nun “Bugüne kadar İsrail’i en çok kollayıp gözeten ABD Başkanı” olarak tanımladığı Trump’ı, hemen hemen her yüz yüze ve telefon görüşmesinde İran’ı vurmaya teşvik ettiğini söylemek aşırı bir iddia olmayacaktır. Elimizde İsrail Başbakanı’nın bu ısrarının sona erdiğini düşünmek için bir neden bulunmuyor.

Nitekim gerek Trump’tan gerekse de İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’dan müzakerelerde ilerleme kaydedildiği yönünde gelen kısa açıklamaların Netanyahu’yu rahatlattığını ileri sürmek yanlış olacaktır. Zira Netanyahu, Trump’ın selefi Biden döneminde ve hatta öncesinde de muhtelif vesilelerle, İsrail’e yönelik “İran tehdidini” ABD ile, bu mümkün değilse İsrail’in tek başına önlemeye kararlı ve muktedir olduğunu söylemekten geri durmamıştı.

ABD ile İran arasındaki ilk temasa ve olası gidişata ilişkin her iki ülke yetkililerinden değerlendirmeler gelmeye devam ederken İsrail Başbakanlık Ofisi, yaptığı resmî açıklamada Netanyahu’nun 11 Şubat Çarşamba günü Washington’da Trump ile görüşerek İran ile yapılan görüşmeyi ele almasının beklendiğini açıkladı. Hatta İsrail’deki ilgili mahkeme, bu görüşme nedeniyle avukatlarının talebine binaen Netanyahu aleyhinde görülmekte olan yolsuzluk davalarının 11 ve 12 Şubat’a programlanmış olan celselerinin ertelediğini duyurdu.

Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner’in İran heyetiyle önümüzdeki günlerde de dolaylı (belki de doğrudan) müzakereleri sürdürmesi beklenirken Netanyahu’nun Beyaz Saray’daki görüşmede talebini ne kadar yüksek tutacağı konusu şu aşamada bilinmemektedir.  Ancak 2023’ten bu yana Gazze, Lübnan, Yemen, Suriye, İran cephelerinde yaşanan sıcak çatışmaların siyasi maaliyeti ve hakkında açılan ağır ceza davaları Netanyahu’nun üzerindeki baskıyı artırmıştır. Dava sürecini geciktirme becerisine rağmen Netanyahu’nun, 2026’nın ikinci yarısında yapılması beklenen seçimlerde kaybeden taraf olmamak için Trump’tan İran konusunda kapsamlı taleplerde bulunması muhtemeldir.  

Netanyahu bunu yaparken muhatabına ABD Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamını ve Senato’daki 100 sandalyenin 35’ini belirlemek üzere 3 Kasım 2026’da yapılacak olan ara seçimi hatırlatacaktır. İsrail Başbakanı’nın kamuoyu yoklamalarında halk desteğinin yüzde 30’lar civarına düştüğü kaydedilen Trump’a karşı, ihtiyaç duyduğu desteğin bir kısmının Netanyahu’nun ABD Kongresi, iş dünyası ve medyadaki dostlarınca sağlanabileceğini söyleyerek seçim kartını kullanabileceğini ve bu yolla onu İran dosyasında kendisine biraz daha yaklaştırabileceğini de düşünebiliriz.

Özetle, Maskat’taki görüşme sonrası taraflar çatışma olasılığını bütünüyle reddetmeksizin görece olumlu mesajlar verse de ABD-İran görüşmelerinin içerik ve gidişatını yalnızca bu iki ülkenin tutumu belirlemeyecektir. Başka ülkelerin de süreçte etkili olmak için farklı araçlar kullanacağını ve bunların başında İsrail’in geldiğini söyleyebiliriz.


Şakir Özkan Torunlar, Büyükelçi (E), Kasım 2022-Nisan 2025 arası İsrail Devleti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi.